Kalsarikännit

"The feeling when you are going to get drunk home alone in your underwear – with no intention of going out.
A drink. At home. In your underwear. And there is a word for it: Kalsarikännit."
Örnek;
"Hey,  akşama barda buluşuyormuyuz?"
"Hayır, bu gece kalsarikännit takılacağım."
 ***
Tercümesi şöyle;
Dışarı çıkma niyetiniz olmadan, iç çamaşırlarınızla evde tek başınıza sarhoş olacağınız hissi.Ve bunun için bir kelime var: Kalsarikännit.Ve, Fin'e(*) ait bu deyiş aslında Fin için en iyi tanım ifade eden kelimedir de diyebiliriz.

***

Finland,

Kendi dillerinde "Suomi" olarak adlandırılan İngilizce "Finland" teriminin Eski İngilizce "Finna" kelimesinden geldiği iddia ediliyor. Finna, Eski İngilizcede İskandinavya'da yaşayan insanları tanımlamak için kullanılan genel bir kelime.

Neredeyse Almanya büyüklüğünde bir bölgede yaklaşık 5,5 milyon nüfusuyla, dünyanın en kuzey ve coğrafi olarak en uzak ülkelerinden biri olan,Finlandiya'da son buzul çağının sona ermesinden bu yana insanların yaşadığına dair kanıtlar var.

En kalabalık şehirler başkent Helsinki( “dünyanın en yaşanabilir şehirlerinden biri olduğu söyleniyor!) ve Espoo, Tampere, Vantaa ve Turku.


  
Haydi o zaman (Güney) FİN diyarına  👉  Sayfalara gitmek için bunu TIK la!


(*)(TDK) göre, FİN  "Finlandiyalı" demektir. Finlandiyalı yazılışı yanlış bir kullanımdır." Yayında zaman zaman muhtelif şekillerde kullandım zira, TDK versiyonu her zaman kulak ile uyumlu değildi!

NOT; Sıklık ile din arka planlı yapıları yayımlıyorum.

Görünen o ki; Hristiyan din sahiplerinin dini tapınak hizmetleri için inşa edilmiş kilise ve türevlerinin tarihi olmaları, turistik nedenle ziyaret edilmeleri dışında işlevsellikleri pek yok. Kiliseye dua etmeye gidene rastlanmıyor artık. Salt tarihsel ve mimari sanat açısından değerliler. Müslümanların camileri de ise, esasında Ramazan aylarında dahi salt bir kaç kişiye hizmet verilmekte, ama adım başı ve mimari hiçbir özelliği olmayan yeni cami inşaatları halkın cebinden durmaksızın devam etmekte!

NOT yine; Araya bir Kuzey denizi(Friesland) sıkıştırınca bu yayın bir süreliğine ertelenmiş oldu!                                                                                                                                                                                                                                                                                                               😊

                                                                                     

<

 ASLINDA PORTEKİZ

 

Hep soruldu nereli olduğum, geçmişte, dünyanın muhtelif ülkelerinde.

Hep aynı cevabı verdim. “Dünyalıyım

EGO” muzun ne denli ayrılmaz parçamız ve aslında kişiliğimizin iki ana güdücüsünden (diğeri seks) biri olduğunu o nedenle “Benim!” demekten, “bana ait” demekten, “fişman ca ya aitim” demekten vazgeçebilmenin ne kadar  zor olduğunu elbette biliyorum.

Yine de tarafım bilim den yana.

Bakınız,  modern bilim ırk terimini sosyal bir inşa olarak görmektedir. Sosyal inşa bireyin toplum tarafından koyulmuş kurallara dayanan kimliğidir. Her ne kadar kısmen gruplar arasındaki fiziksel benzerliklere bağlı olsa da ırk terimi fiziksel ya da biyolojik bir anlam taşımamaktadır.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra bilimsel ırkçılığa ait teoriler ve ideolojilerin ırk kavramı ile ilişkilendirilmesi ırkın bilimsel olmayan bir sınıflandırma sistemi olarak görülmesine yol açtı. Aslında mitolojiye dayalı savlar IRK teorisini gündemden düşürmekte en önemli rolü oynadı. Zira “MİT” bilindiği gibi bir masal dünyası ürünüdür. Kelime anlam olarak “gerçekte doğru olmayan bir hikâye veya anlatı” demektir.

IRK konusunu bir MİT ile kimlik konusunu yapan örneklere bir bakalım;

-Güneşin oğulları Japonlar

“Amaterasu,  Amaterasu-Ōmikami veya Ōhirume-no-Muchi-no-Kami  ), (Japonca: parlak gök), önemli Shintō kamisi. Japon imparatorluk ailesi bu güneş tanrıçasının soyundan geldiğini öne sürer. Amaterasu, babası Izanagi'nin sol gözünden doğmuştur. Mitolojide, erkek kardeşi Susanoo'ya kızıp bir mağaraya saklandığı ve dünyayı karanlığa boğduğu anlatılır. Japonya'nın en önemli Shintō tapınağı olan Ise Jingu'da bu tanrıçaya ibadet edilir. Japonların ulusal dini Sintōizm'de birbirine eşit güçte olan tanrıların üstünde bulunan tek tanrıdır. Bu dinin en büyük rahibi de Japon imparatorudur, bu yüzden imparatora "güneşin oğlu" denir.

Ve Japonlar kendi ülkelerine Japonya demezler. “Nihon” veya “Nippon” derler. Bunun anlamı “güneşin yükseldiği yer”dir.

 

-Nazi Düşüncesinde  Üstün  “İskandinav” Irk'ını merkeze alan - ve Aryan Irkı olarak adlandırılan- iskandinavyalıların oluşturduğu bir kavram. Saf Irk düşüncesini savunur. Nazi düşüncesinde İskandinav Irkı, Kuzey Almanya ovalarında milattan önce yaşadığına inanılan ve Proto-Aryanlar olarak adlandırılan ırkçı düşüncedeki bazı kişilerin en saf ırk olarak açıkladığı ırktır. Bu ırkın kayıp kıta Atlantis'in en üstün saf ırkı olduğuna inanılır. Naziler, İskandinavların (ki şu anda Alman Vatandaşları olduğuna işaret edilir) gerçek Aryanlar olduğunu çünkü onların diğer -yöresel olmayan- Slav Irkı, Roman Irkı ve Hint-İranlı olan Hint-Avrupalı ırklar ile en az karışan ırk olduğunu iddia ederler. Bu iddialarını, İskandinav insanların diğer tüm ırklardan üstün olduğuna dayandırırlar. Naziler onların otoritelerini genişletmeye hakkı olduğuna inanırlar. Bu kavram aynı zamanda İskandinavcılık olarak da bilinir. Bu ırkçılıktaki uygulanan asıl politika ise Nazilerin Aryan olduklarını kanıtlamaya çalışmalarıdır.

-Yahudi teolojisi, İsrâiloğullarıseçilmiş halk olarak gören başka bir MİT dir.

-Bir diğeri, Hint – İranlılar ve onlara ait kelimesi. Aryan kendine ilk olarak Sanskritçe’de yer bulan, asil, soylu ve onurlu kişi anlamında bir kelimedir…

Kelimenin kökeni ise Ārya, ve  soyluluk, üstünlük manasına geliyor…

Ya da, son günler de sosyal medyada National Geography de, bir yayının Türklük kökeninin 40 bin yıl geriye gittiğinin kanıtlandığı görüşü paylaşılmakta…

Şimdi bu çeşit MIT lere inançları ve bunun komikliğini burada tartışacak değilim elbette.

Önce herhangi bir ÜSTÜN ırk kimlik sahibinin hangi iyi ve önemli nedenler ile kendisin bahis onusu IRK mensubu olma şansı elde ettiğini bilmek hoş olurdu diyelim!

 Sonra yeniden dönelim ve bakalım, bilin ne demiş;

“Bilime göre ırk var mı?

Genel olarak belli coğrafyalara ait, belli fiziksel özellikleri (genellikle ten rengi, göz yapısı, vb. ayırt edici özellikler) taşıyan bireyler, ayrı ırklara bölünmek istense de, aslında bu insanların biyolojik olarak “ırk” sayılmaları mümkün değildir. “ NOKTA!

Yani, esasta insan olmak yeterlidir, ve de ortak yaşamın sorumlusu olabilmek!

O nedenle ve özet ile, dünyanın herhangi bir yerinde (Herkesi ilgilendiren)(*) herhangi bir yanlış, tüm dünyadaşlar ın sorunudur!

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” cı olunabilir tabii. Ancak bu takdirde hiçbir dünyalı hiçbir şey nedeni ile şikayetçi olma hakkına sahip değildir. (Öyle kapı arkasında erkete durup ortaya atılan kemiği kapma gibi bir haklılık yoktur yani!)

Bakınız elin Edmund Burke(**) si ne demiş örneğin;

Kötülüğün zaferi için gereken tek şey iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır.” 

 Ya da;

Kötülüğün en büyük silahı; ‘iyilerin’ sessizliği

Laflar iyi laflar m?

Şüphesiz öyle!

Rağmen; Tüm dünya da, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı” lar  ezici çoğunluk mu?  EVET!  

İşte bu “biz buyuz” demenin kaçınılması imkânsız gerçeği. Eksik olan şey “kabullenmemiz”.

O da “EGO” muz gereği, yukarıda söz ettiğim gibi!

Yapamayız. İtiraf edemeyiz!

 

Eh o zaman, bu yılların yorgunu adam şöyle diyecek; Yapcek bi şey yok!

 

 

Johnnie Walker .

Whisky tercihim farklı olsa da, yaşamını kopyalamaya çalıştığım bu adam 1820 den beri yürüyor! 😊

Kendi yürümüşlük mazimiz az olmasa da, Copy-Paste, ve AYNEN, yürümeye devam!

Halen yapabiliyor olduğumuz!

***

Bu arada;

Fotoğraflar ile boğuşurken oldukça duygusal bir gönderi ilişti gözüme. Bir anıdan paragraf;

Bir kurt köpeğimiz vardı, adı Ece. Ece’yi oturduğumuz evin yanında bulunan komşunun bahçesine oynaması için götürdük. Koşturdu, eğlendi, yanımıza oturdu. Bahçede ağaçlar arasına bağlanmış ipler vardı. Minik bir kuş gelip ipe kondu. Ece kuşa havlamaya başladı. O andan itibaren belgesellik bir eğlenceye şahit olmaya başladık. Kuş Ece’nin etrafında yakından uçup yükseliyor, ece havlayarak kuşu kovalıyor. Kuş o kadar alçaktan uçarak Ece ile eğleniyor ki, biz şaşkınlıkla izliyoruz. Kuş Ece’nin yakalarım sandığı mesafeden uçuyor, Ece koşuyor, sonra kuş dönüp ipe konuyor. Gene alçalıyor, Ece’ye yaklaşıyor. Yere çok yakın uçup Ece’yi koşturuyor. Sonunda bizim Ece yorgunluktan dili bir karış vaziyette toprağa çöktü. Gözümüzün önünde Ece ile resmen dalga geçen minik kuş gösterisini tamamlayıp uçup gitti. Herhalde “şuna bir ders vereyim” dedi

Bir anı paylaşımı. Muhtemelen okuyan herkeste hoş bir duygusallık yaratacaktır bir an. Sonra beyin tetiklendi. Bu çeşit bir duygusallık hangi nitelikte olabilirdi? (iyi) diye nitelenebilir mi? Kötü diye nitelenemeyeceği kesin. O halde evet, (İYİ) dir. Ve biz bu duygulara sahip insanları da “iyi insan” diye tanımlamaz mıyız?

Evet, öyle yaparız. Ve de insanlar çokluk ile bu duyguya sahiptirler. Peki, çokluk ile bu duyguya, nitel olarak “İYİ duyguya” sahip olan insanlar, örneğin “KÖTÜ” yü seçerek başkalarının da zarara uğramasına sebep olduklarında “İYİ” olma nitelikleri devam eder mi?

Mantık etmez diyor

O zaman insanlar esasen, iyi ve kötü diye bölünmüşler ve de “mış” gibi mi

Yapmaktadırlar?

Ben en iyisi fotoğrafları seçmeye devam....

  

 Hadi bakalım..

PORTEKİZ

  

👇

 

 (*)Günümüz dünyasında herkesi ilgilendirmeye şeyler son derece kıt!

(**)Edmund Burke, İngiliz siyasetçi ve filozof.

<

 Üçüncü.  Trier ve Luxemburg, dönüş Mosell nehri üzerinden Eifel

 

Ama önce alakasızdan girelim 😊

 

X te  asilkafa@asilkafa    isimli bir hesapta şu ifade vardı;

’Neden mi yazıyorum? Aramızda kalsın, düşüncelerimden başka türlü kurtulma şansı bulamadım henüz.’’Friedrich Nietzsche

Nietzsche’nin bu ifadesini daha önce duymamıştım. Bana da (çok bi) uyduğunu fark edince, arakladım!

Uygunluğu şu;

Sosyal medya da yazılıp çizilenlere baktığım da kafayı sıyırmamak olası değil. Geriye doğru baktığım  da içine doğduğum toplumun bu derece inanılmaz (nokta/nokta/nokta) olduğunu fark etmek ürkütücü, kalp krizi nedeni olucu, vs, vs!

Muhtemel görüşler sosyal medyanın bir ölçü olmayacağı şeklinde olabilir.

Hayır efendim. Sosyal medya var olanı açığa çıkartıp, yansıtan ve de son derece doğru bir yansıtıcı!

Bir türlü yapmayı  istemediğimiz şeyi, aynaya bakma eylemini, yalan söylerken dahi bizi biz yapan şeyleri, farkında olmadan dışa yansıtmamızı sağlayan müthiş bir araç!

Hiç Lam’ı Cim’i yok!

O nedenle, hadi leynnnn diyerek, doğrularım istikametin deki eylemlerim,  yazma-çizme-ve söylemlerime de son verme, bunun yerine kendime hedef şaşırtarak, imkanım olan şeyi yapmaya, başımı alıp dağlara vurmaya karar verdim 😊

Ama yine de “Aramızda kalsın, düşüncelerimden başka türlü kurtulma şansı bulamadım henüz

O nedenle zaman zaman kırpıntılar eklenecektir yayınlarıma, hoş görüle !

***

Seyahat?

Pekala…

Gidiş: Moselle nehrini takiben Trier ve Luxemburg

Dönüş; Echternach ve Eifel güzergahından Almanya.


 

Haydi başlayalım…

 

 

NOT;

Siteye arşiv aracı ekleyince ilk yayının sunusunu tekrarlamaya  gerek kalmadı.


👇










 


<

 

AZORES

Serinin ikincisi olan bu yayın Azor adalarını kapsamaktadır.

İlk yayın Norveç’in ön sözünü aşağıda olduğu gibi, şimdi ve devam edecek tüm diğer yayınlarım da tekrar edeceğim.

Şikayetçiyiz, serapa!

 “Sorumlu arıyoruz ya sorunlara dair. Kimse giymiyor sorumluluk ceketini. Hep dışarıda arıyoruz kabahatliyi. Kabahatin çoğu senin canım kardeşim” Yenidüzen

Ve de elbette!

“Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. Kabahatin çoğu senin canım kardeşim” Nazım Hikmet

Yukarıda alıntıladığım gerçekler dank edince kafama,  Yirmi beş  küsur yıldır "NEHABER" adlı(Halen formatı değişmiş olarak yayında olan 👉 https://necdethaber.blogspot.com/?m=0Haber içerikli ve, (yazılarını yayınlamama izin veren) Kıymet Nadir BİNDEBİR, Banu AVAR, Fatma Sibel YÜKSEK, Zahide UÇAR, Tuncer BAHÇİVAN, gibi çok önemsediğim kişilerin köşe yazılarını, ayrıca, 400 civarında da kendi yazılarımı yayınladığım sitem de, artık yazı yayınlamama kararı vermiş idim.

Çok nadir olarak biri çıkıp aynaya bakarak gerçek kendini görüyor, aşağıdaki gibi.;

“Tekin Deniz@ Tekin Deniz

Yaşatamadığımız bitkiler için üzülüyoruz. Yaşatamadığımız hayvanlar için üzülüyoruz.Yaşatamadığımız anılar için üzülüyoruz. Yaşatamadığımız değerler için üzülüyoruz.Demek ki üzülmek, yaşatmaya yetmiyor.  Sadece kişisel bir oyalantı.Yaşamak ve yaşatmak için eylem gerek!"

Üstüne ne söylenebilir ki !  NOKTA demek isterdim. Fakat yetmiyor. Umut vericiliği yok

Asla yetmeyecek!

Zira, tüm süslü, ego şişiren palavralar hiç son bulmayacak.

***

Boşa kürek çekme" durumu ile karşılaşılınca bir bıkkınlık çöküyor üstünüze.

Özet ile;

Doksana merdiven dayamış (yakınlarda da artık düşmesi sürpriz olmayacak)(*) biri olarak şayet, sosyal medya da okuduklarım beni şaşırtmaya devam edebiliyor ise, köşe yazıları vesaire ile "mastürbasyonumun" da artık hiç bir gereği yoktur diye düşünerek, duruma nokta koymuştum.

Çok yıllar önce, 140 küsur ülke tanımış biri olarak şimdi bazılarını yeniden, veya hiç görmediklerimi ilk kez ziyaret ederek, izlenimlerimi, özellikle smart phone becerisi ile sınırlı kalmak üzere yayınlama meşguliyeti (İsteyen başka bir adlandırma yapabilir 😂) edinme kararı verdim

Durum vaziyet budur sayın seyirciler.

İyi izlemeler..."

👉


👈


<

  Şikayetçiyiz, serapa!

 

 “Sorumlu arıyoruz ya sorunlara dair. Kimse giymiyor sorumluluk ceketini. Hep dışarıda arıyoruz kabahatliyi. Kabahatin çoğu senin canım kardeşim” Yenidüzen


Ve de elbette!


“Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. Kabahatin çoğu senin canım kardeşim” Nazım Hikmet


Yukarıda alıntıladığım gerçekler dank edince kafama,  Yirmi beş  küsur yıldır "NEHABER" adlı(Halen formatı değişmiş olarak yayında olan 👉 https://necdethaber.blogspot.com/?m=0Haber içerikli ve, (yazılarını yayınlamama izin veren) Kıymet Nadir BİNDEBİR, Banu AVAR, Fatma Sibel YÜKSEK, Zahide UÇAR, Tuncer BAHÇİVAN, gibi çok önemsediğim kişilerin köşe yazılarını, ayrıca, 400 civarında da kendi yazılarımı yayınladığım sitem de, artık yazı yayınlamama kararı vermiş idim.


Çok nadir olarak biri çıkıp aynaya bakarak gerçek kendini görüyor, aşağıdaki gibi.;


“Tekin Deniz@ Tekin Deniz

Yaşatamadığımız bitkiler için üzülüyoruz. Yaşatamadığımız hayvanlar için üzülüyoruz.Yaşatamadığımız anılar için üzülüyoruz. Yaşatamadığımız değerler için üzülüyoruz.Demek ki üzülmek, yaşatmaya yetmiyor.  Sadece kişisel bir oyalantı.Yaşamak ve yaşatmak için eylem gerek!"


Üstüne ne söylenebilir ki !  NOKTA demek isterdim. Fakat yetmiyor. Umut vericiliği yok!

Asla yetmeyecek!


Zira, tüm süslü, ego şişiren palavralar hiç son bulmayacak.

***

Boşa kürek çekme" durumu ile karşılaşılınca bir bıkkınlık çöküyor üstünüze.

 


Özet ile;


Doksana merdiven dayamış (yakınlarda da artık düşmesi sürpriz olmayacak)(*) biri olarak şayet, sosyal medya da okuduklarım beni şaşırtmaya devam edebiliyor ise, köşe yazıları vesaire ile "mastürbasyonumun" da artık hiç bir gereği yoktur diye düşünerek, duruma nokta koymuştum.


Çok yıllar önce, 140 küsur ülke tanımış biri olarak şimdi bazılarını yeniden, veya hiç görmediklerimi ilk kez ziyaret ederek, izlenimlerimi, özellikle smart phone becerisi ile sınırlı kalmak üzere yayınlama meşguliyeti (İsteyen başka bir adlandırma yapabilir 😂) edinme kararı verdim


Durum vaziyet budur sayın seyirciler.


İyi izlemeler 😂

 NOT;

(*) Sayfa da mevcut ve düzeltilmesi gereken hatalar ile uğraşmakta idim.Yani bu Norveç yayını henüz tam olarak yayına hazır değil.Bu ara da şu 90 merdiveninin basamaklarının bu denli kaygan olduğunu bilmiyordum. 10/09/2024 gece yarısı, gözlerimi Hastahane acil servisinde açtım.


Bu sabah itibarı ile(12/09/2024) yine klavyenin başındayım 😊


Basamakları unutmamalıyım !  😏


Ve de son NOT;


21 Eylül 2023 Norveç ile başlatacağım bu gezi yayınlarını, Azorlar, Luxemburg, Portekiz, Heidelberg, Koblenz, Mosel, Trier, Weilburg, Hessenpark, BadHomburg ile devam ettirerek 20 Ağustos 2024 tarihli Güney Finlandiya gezisi ile dinlenmeye alacağım.


İLERİ
 
     



 
<