ASLINDA PORTEKİZ

 

Hep soruldu nereli olduğum, geçmişte, dünyanın muhtelif ülkelerinde.

Hep aynı cevabı verdim. “Dünyalıyım

EGO” muzun ne denli ayrılmaz parçamız ve aslında kişiliğimizin iki ana güdücüsünden (diğeri seks) biri olduğunu o nedenle “Benim!” demekten, “bana ait” demekten, “fişman ca ya aitim” demekten vazgeçebilmenin ne kadar  zor olduğunu elbette biliyorum.

Yine de tarafım bilim den yana.

Bakınız,  modern bilim ırk terimini sosyal bir inşa olarak görmektedir. Sosyal inşa bireyin toplum tarafından koyulmuş kurallara dayanan kimliğidir. Her ne kadar kısmen gruplar arasındaki fiziksel benzerliklere bağlı olsa da ırk terimi fiziksel ya da biyolojik bir anlam taşımamaktadır.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra bilimsel ırkçılığa ait teoriler ve ideolojilerin ırk kavramı ile ilişkilendirilmesi ırkın bilimsel olmayan bir sınıflandırma sistemi olarak görülmesine yol açtı. Aslında mitolojiye dayalı savlar IRK teorisini gündemden düşürmekte en önemli rolü oynadı. Zira “MİT” bilindiği gibi bir masal dünyası ürünüdür. Kelime anlam olarak “gerçekte doğru olmayan bir hikâye veya anlatı” demektir.

IRK konusunu bir MİT ile kimlik konusunu yapan örneklere bir bakalım;

-Güneşin oğulları Japonlar

“Amaterasu,  Amaterasu-Ōmikami veya Ōhirume-no-Muchi-no-Kami  ), (Japonca: parlak gök), önemli Shintō kamisi. Japon imparatorluk ailesi bu güneş tanrıçasının soyundan geldiğini öne sürer. Amaterasu, babası Izanagi'nin sol gözünden doğmuştur. Mitolojide, erkek kardeşi Susanoo'ya kızıp bir mağaraya saklandığı ve dünyayı karanlığa boğduğu anlatılır. Japonya'nın en önemli Shintō tapınağı olan Ise Jingu'da bu tanrıçaya ibadet edilir. Japonların ulusal dini Sintōizm'de birbirine eşit güçte olan tanrıların üstünde bulunan tek tanrıdır. Bu dinin en büyük rahibi de Japon imparatorudur, bu yüzden imparatora "güneşin oğlu" denir.

Ve Japonlar kendi ülkelerine Japonya demezler. “Nihon” veya “Nippon” derler. Bunun anlamı “güneşin yükseldiği yer”dir.

 

-Nazi Düşüncesinde  Üstün  “İskandinav” Irk'ını merkeze alan - ve Aryan Irkı olarak adlandırılan- iskandinavyalıların oluşturduğu bir kavram. Saf Irk düşüncesini savunur. Nazi düşüncesinde İskandinav Irkı, Kuzey Almanya ovalarında milattan önce yaşadığına inanılan ve Proto-Aryanlar olarak adlandırılan ırkçı düşüncedeki bazı kişilerin en saf ırk olarak açıkladığı ırktır. Bu ırkın kayıp kıta Atlantis'in en üstün saf ırkı olduğuna inanılır. Naziler, İskandinavların (ki şu anda Alman Vatandaşları olduğuna işaret edilir) gerçek Aryanlar olduğunu çünkü onların diğer -yöresel olmayan- Slav Irkı, Roman Irkı ve Hint-İranlı olan Hint-Avrupalı ırklar ile en az karışan ırk olduğunu iddia ederler. Bu iddialarını, İskandinav insanların diğer tüm ırklardan üstün olduğuna dayandırırlar. Naziler onların otoritelerini genişletmeye hakkı olduğuna inanırlar. Bu kavram aynı zamanda İskandinavcılık olarak da bilinir. Bu ırkçılıktaki uygulanan asıl politika ise Nazilerin Aryan olduklarını kanıtlamaya çalışmalarıdır.

-Yahudi teolojisi, İsrâiloğullarıseçilmiş halk olarak gören başka bir MİT dir.

-Bir diğeri, Hint – İranlılar ve onlara ait kelimesi. Aryan kendine ilk olarak Sanskritçe’de yer bulan, asil, soylu ve onurlu kişi anlamında bir kelimedir…

Kelimenin kökeni ise Ārya, ve  soyluluk, üstünlük manasına geliyor…

Ya da, son günler de sosyal medyada National Geography de, bir yayının Türklük kökeninin 40 bin yıl geriye gittiğinin kanıtlandığı görüşü paylaşılmakta…

Şimdi bu çeşit MIT lere inançları ve bunun komikliğini burada tartışacak değilim elbette.

Önce herhangi bir ÜSTÜN ırk kimlik sahibinin hangi iyi ve önemli nedenler ile kendisin bahis onusu IRK mensubu olma şansı elde ettiğini bilmek hoş olurdu diyelim!

 Sonra yeniden dönelim ve bakalım, bilin ne demiş;

“Bilime göre ırk var mı?

Genel olarak belli coğrafyalara ait, belli fiziksel özellikleri (genellikle ten rengi, göz yapısı, vb. ayırt edici özellikler) taşıyan bireyler, ayrı ırklara bölünmek istense de, aslında bu insanların biyolojik olarak “ırk” sayılmaları mümkün değildir. “ NOKTA!

Yani, esasta insan olmak yeterlidir, ve de ortak yaşamın sorumlusu olabilmek!

O nedenle ve özet ile, dünyanın herhangi bir yerinde (Herkesi ilgilendiren)(*) herhangi bir yanlış, tüm dünyadaşlar ın sorunudur!

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” cı olunabilir tabii. Ancak bu takdirde hiçbir dünyalı hiçbir şey nedeni ile şikayetçi olma hakkına sahip değildir. (Öyle kapı arkasında erkete durup ortaya atılan kemiği kapma gibi bir haklılık yoktur yani!)

Bakınız elin Edmund Burke(**) si ne demiş örneğin;

Kötülüğün zaferi için gereken tek şey iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır.” 

 Ya da;

Kötülüğün en büyük silahı; ‘iyilerin’ sessizliği

Laflar iyi laflar m?

Şüphesiz öyle!

Rağmen; Tüm dünya da, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı” lar  ezici çoğunluk mu?  EVET!  

İşte bu “biz buyuz” demenin kaçınılması imkânsız gerçeği. Eksik olan şey “kabullenmemiz”.

O da “EGO” muz gereği, yukarıda söz ettiğim gibi!

Yapamayız. İtiraf edemeyiz!

 

Eh o zaman, bu yılların yorgunu adam şöyle diyecek; Yapcek bi şey yok!

 

 

Johnnie Walker .

Whisky tercihim farklı olsa da, yaşamını kopyalamaya çalıştığım bu adam 1820 den beri yürüyor! 😊

Kendi yürümüşlük mazimiz az olmasa da, Copy-Paste, ve AYNEN, yürümeye devam!

Halen yapabiliyor olduğumuz!

***

Bu arada;

Fotoğraflar ile boğuşurken oldukça duygusal bir gönderi ilişti gözüme. Bir anıdan paragraf;

Bir kurt köpeğimiz vardı, adı Ece. Ece’yi oturduğumuz evin yanında bulunan komşunun bahçesine oynaması için götürdük. Koşturdu, eğlendi, yanımıza oturdu. Bahçede ağaçlar arasına bağlanmış ipler vardı. Minik bir kuş gelip ipe kondu. Ece kuşa havlamaya başladı. O andan itibaren belgesellik bir eğlenceye şahit olmaya başladık. Kuş Ece’nin etrafında yakından uçup yükseliyor, ece havlayarak kuşu kovalıyor. Kuş o kadar alçaktan uçarak Ece ile eğleniyor ki, biz şaşkınlıkla izliyoruz. Kuş Ece’nin yakalarım sandığı mesafeden uçuyor, Ece koşuyor, sonra kuş dönüp ipe konuyor. Gene alçalıyor, Ece’ye yaklaşıyor. Yere çok yakın uçup Ece’yi koşturuyor. Sonunda bizim Ece yorgunluktan dili bir karış vaziyette toprağa çöktü. Gözümüzün önünde Ece ile resmen dalga geçen minik kuş gösterisini tamamlayıp uçup gitti. Herhalde “şuna bir ders vereyim” dedi

Bir anı paylaşımı. Muhtemelen okuyan herkeste hoş bir duygusallık yaratacaktır bir an. Sonra beyin tetiklendi. Bu çeşit bir duygusallık hangi nitelikte olabilirdi? (iyi) diye nitelenebilir mi? Kötü diye nitelenemeyeceği kesin. O halde evet, (İYİ) dir. Ve biz bu duygulara sahip insanları da “iyi insan” diye tanımlamaz mıyız?

Evet, öyle yaparız. Ve de insanlar çokluk ile bu duyguya sahiptirler. Peki, çokluk ile bu duyguya, nitel olarak “İYİ duyguya” sahip olan insanlar, örneğin “KÖTÜ” yü seçerek başkalarının da zarara uğramasına sebep olduklarında “İYİ” olma nitelikleri devam eder mi?

Mantık etmez diyor

O zaman insanlar esasen, iyi ve kötü diye bölünmüşler ve de “mış” gibi mi

Yapmaktadırlar?

Ben en iyisi fotoğrafları seçmeye devam....

  

 Hadi bakalım..

PORTEKİZ

  

👇

 

 (*)Günümüz dünyasında herkesi ilgilendirmeye şeyler son derece kıt!

(**)Edmund Burke, İngiliz siyasetçi ve filozof.

< >