anayiV

😅, evet, (elbette !) aslında Viyana.

 Neden ters ? Hikaye şu;

Yeni seyahat Viyana olarak kararlaştırılmış, rezervasyonlar Tren bileti, Opera bileti, İspanyol at eğitim gösterisi ve daha birçok görülesi yer ve program ile kalacak yerler için yapılmış iken önce hafif seyreden ama 3. günden sonra aniden bayağı ağır hale dönüşen bir soğuk algınlığı, tüm planları başlıkta görüleceği üzere ALT-ÜST ediverdi. 

Eh, sen benim planımı boşa çıkarırsan ben de seni İPTAL ederim dedim ve öyle de yaptım!

Sonra ne oldu ? Sonra soğuk algınlığını şutlayınca daha önce de yayınladığım bir yakın çevre gezisini tekrarladım.

Ve ama, anayiV'i  Viyana haline dönüştürmek üzere Mart ayı için de Rezervasyonları yineledim                                                                                         😀

Bu arada;

Değinmesem olmaz ! 😉 

Şu sosyal media (sadece X kullanıyorum) eskiden beni sinirlendiriyor idi.

Şimdiler de son derece eğlendirici buluyorum.

Tüm dâhi (Yüksek IQ) profiller orada ve de tüm geri zekalılar ! hepimiz oradayız.

Nasıl mı ?

Dedik ya; 

En bi( ) çok bilenlerimiz, Her bi( ) şeye hayıflananlarımız, bize hizmetçi olsunlar diye seçtiklerimiz ve daha sonra bizi zararımıza gütmeye başlayanlara çok kızıp "mırın-kırın" eden ama; "DÜNYA kötülük yapanlar yüzünden değil, sessiz kalıp hiç birşey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir. Albert EİNSTEİN" lafını görmedim-duymadım-bilmiyorum'u oynarız.   

Bundan daha(Hayır, trajik değil!) komik bir şey ne olabilir ki ?

Örnekler gani;

Bir vatandaş şöyle demiş X te;
"Bazen bu ülkeye bakıp, "Acaba biz devasa, kötü kurgulanmış bir simülasyonun içinde miyiz?" diye sormadan edemiyorum."

Ve bir başkası, sokak röportajında konuşan bir kadın:
"Eğer Atatürk yaşasaydı, bu toplumu görseydi ‘Ya ben bunun için mi savaştım?’ der, oturup ağlardı. Peygamberimiz de ‘Ben böyle bir ümmet mi bıraktım?’ der, ağlardı." 

 Önce hafızaya müracaat.

Baş Vatman 14 temmuz 1996 günü milliyet gazetesi’nde çıkan Nilgün Cerrahoğlu imzalı söyleşide “demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz” ve “demokrasi amaç değil araçtır” dedi mi ? Dedi.

Buna rağmen insanlar onu seçti mi? Seçti.

Buna karşın mırın-kırın edenlerin sayısı yok denecek kadar  ve "gık" diyen de hiç kimse seviyesinde mi ? EVET !

Şaşıracak ne var ki ?

Gelelim Din konusuna;

Amaca ulaşma da kullanılan yöntem Demokrasi kelimesi ile tanımlanmış mı ? Evet.

Başarılı mı ? E V E T !!!

Niye uygulansın ki ? 

İstenilen her şey sözüm ona "Demokrasi" düzeninde elde ediliyor ise, elbette DEVAM KE !!!

Anlaşılsıçhıldı mı ?  Umarım  😀

Çok eğleniyorum.

Çok e ğ l e n i y o r u m, vesselam !

***

Pekala,

.......başlayalım mı ?

Karagözün evini taşlayalım mı ?


Hadi öyleyse, Bad Homburg /Taunus ve çevresi ....             👉

 

< >

 Franconia


"lem"
İkilem, 3, 5, 25...."lem"....
Üstünüze üstünüze gelen bir yoğun tarih! Her köşeyi döndüğünüz de burun buruna geldiğiniz bir tarih objesi.
Bölgede tarihi bir yapıya rastlamamak nerede ise imkansız. Eskiden kalan ne varsa aslına sadık kalınarak yenilenmiş ve yenilenmeye devam edilmekte.

Çokca dini yapı/Saray benzeri de aslında biraz sonra lafını edeceğim "lem" ler ile ilgili.

Genellikle sanatsal değerleri çok yüksek, dönemi açısından uygulanmış teknoloji şaşırtıcı,
buna mukabil oluşmasını maddi olarak sağlayıcıların işlevsel faydası açısından son derece sınırlı ve pahalı, oysa, yaratılmasına karar verenlerin ise,  duygusal ve sosyal başta olmak üzere toplam fayda açısından (güç ve ihtişam göstericisi ve fiilen kullanıcıları olarak) hizmet eden yapılar  bunlar.
Günümüz de özellikle Avrupa da dinsel işlevlerden ziyade (Tek tanrılı dinler açısından hemen hepsi için geçerli. 10 yıl kadar önce Teravih namazı saatinde gezilen 5 camide beheri  5 ya da 6 kişiden ziyade cemaat görmedim!) turistik amaçlara(yeni bir kilise yapımına rastlanmıyor artık !) hizmet için kullanıldığı söylenebilir.

Bu tarihi yapıları gezmek, karşıt / zıt ve çoğul düşünsel farklılıklar nedeni ile Ahlaki, Etik ve Klasik (İki)lem türlerinde geniş bir seçenek yelpazesini mümkün kılıyor.

Kurnazlık(*) örneğin bunlardan biri. Çünkü, bir tek adam belki bir miktar inancı, ama çoğunluk ile örneğin çok pahalı marka araba almak isteyen birisi gibi, salt ego tatmini için, prestijli bir statü ifade etme arzusunu alabildiğine taşıma adına, başkaca hiçbir şeye faydalı olmayacak olan böyle bir inşaata(Kilise-Camii-Saray vs) KARAR veriyor ve YAPTIRTTIRIYOR.

Öte yandan, (özellikle dönem düşünüldüğün de) bu muhteşem işlerin üreticilerinin, yapıtları el emeği, bilgi-beceri ve sanatsal ruh katarak yaratan emekçilerinin, işlevselliği çok sınırlı olan kendilerine hiç bir fayda sağlamayan  bu yapıların, pahasının kendi sırtlarına yüklenmesine de ses çıkartmadıklarını, itiraz etmediklerini görüyoruz.

Yani, özetle;
Tek adamlar hep oldu, hep de olacak. Bunların bazıları iyi (Yine de Demokrat değil!), bazıları
insanlara hizmet etmek için geldiği yeri salt kendi çıkarına ve diğer insanların aleyhine kullananlar oldu, olacak! Bu durum insanlar için şikayet nedeni oluyor ise bahis konusu insanların bulunduğu toplum için akıllı bir toplum denemez. Zira şikayet konusu birisi senin getirdiğin bir makam da sana rağmen oturmaya devam edemez!
Ediyor ise de bahis konusu toplum DEMOKRASİ yi hak etmez! Bu kadar basit !

Yıllardır "aynaya bak" demekten yorulma nedenim tam da budur ! VESSELAM

Kiliseler ve saraylar örneğinde noktalamadan önce;
Elbette insanların görmezden gelerek önünden geçtiği din tebliğcileri bazen bir büyük alışveriş merkezi yakınında gözlemlenebilir.  Evet. Tüm şehirler de sıklıkla karşılaşılan dini semboller de mevcut. Ama bunların hiç biri yeni değil. Salt tarihi bir obje ve o nedenle de turistik.

Ayrıca, bilinen ana dinlerin tek tanrılı olanları öyle anlaşılıyor ki birbirlerini kopyalamışlar.
Önek mi ? İşte bir tane;
3 kez "boş ol" diyorsun, hoop, evlilik bitiyor, birinde.
Bir diğerin de " bill of divorce" var. Erkek yazıp bildirerek "karısına verdiği, evlilik ilişkisini sona erdiren yazılı belge". 
Belgenin esas kısmı çok kısa bir beyan: "Bu vesileyle tüm erkeklere izin verildi." !

Özet ile; "Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz....." 😃
Biri kopyalarken daha bir pratik(!) olmayı yeğlemiş :)  

Hasbelkader okuyan olursa 🤣  : bahis konusu "lem" lerin çoğullaşması devreye girecektir,  eminim !

Franconia ya gelince;
Almanya'nın Bavyera eyaletinin kuzeyinde bulunan coğrafi bölgenin adı Franconia).  Almanca Franken (Frankonyalılar) kelimesi, çoğunlukla bu bölgede bulunan etnik grubu da ifade etmekte. 

  Bu seyahat de Bavyera eyaletinin sırasıyla; Regensburg, Bamberg ve Bayreuth şehirlerinde olacağız.

  Haydi yallah 😀 ➡️


(*)(kurnazlık çok kötü bir tarife sahiptir,aman yanılıp ta iyi bir şey sanmayalım!).
< >

 Global / Demokratik - Sol liberteryenizm



"Mutlak doğrulara inandığımız anda, alternatiflerin kapısını kilitliyoruz." dedi birisi.
Yanlış mı ? Doğru !
 
"Türk-Kürt-Arap-Çerkes GEÇİN bunları!
Irkçılık bir AKIL hastalığıdır. Sizlerin IRK  diye bahsettiğiniz şeyler MAX 2-3 bin yıl önce kümeleşen insan gruplarından ibaret!" dedi öteki, yanlış mı ? Doğru !
 
Keza;

Irkçılık bir AKIL HASTALIĞIDIR...GENETİK Biliminden bi-haber olmaktır." diyen de var ki, yine DOĞRU !

Vede,

"İsminiz ne ?
-İsmim (....)
-Nerelisiniz ?
-Ben İsveçliyim.
-Irkınızla, İsveçli olmaktan gurur duyuyormusun ?
-Bilmiyorum, Benim için "ırkınla gurur duymak" garip bir şey. Senin seçmediğin bir şey sonuçta. Gurur duyduğum şey güçlü Demokratik, adil ve eşitlikçi bir toplumun bir parçası olmak ama, ben buna İsveçlilik demezdim. Ben buna İnsanlık derim.
Ama yine de bir bakıma  gururluyum sanırım. Ama bir milliyetten duyulan gururun nereden geleceğini gerçekten bilmiyorum. Eğer İnsan hakları ihlallerini bildiğimiz kötü bir sicili olan ülkenin vatandaşı olsaydım, baskının ve şiddetin ne olduğunu biliyor olacaktım. O zaman tüm bunlara karşı olmaktan belli bir gurur duyduğumu söylemelimiyim ? Ama bu durumda gururun uyruk ile bağlantısı nereden geliyor ?"

Evet, nereden ? 😂

Yukarıdaki ifadeler için bazı terimleri, tarifleyelim;

KÜLTÜR;
-Toplumların farklılıkları ırk betimlemesi ile değil kültürleri ile oluşur.
  Kültür;  "Bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, alışkanlıkları ve tarzı, düşünce ve sanat varlıklarının tümü" demek.

-"Tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü."

DİL;
Dil birinin başkasını anlamayı/anlaşılmayı sağlayıcı düşünüleni ve duyulanı bildirmek için kelimeler veya işaretlerle yapılan anlaşma sağlayıcı bir iletişim aracıdır.

İtina ile kullanılması halinde SANAT niteliği taşır. Edebiyat, dilin "itina ile", sanatsal işlevi ile kullanıldığı alandır.
Nevar ki, itina ile kullanılması hiçbir zaman bir zorunluluk değildir.

İşlevselliği anlaşılabilme gücü ile orantılıdır. Bu nedenle, farklı kültürlerin kullandığı kelimelerin herhangi bir dil ile birlikte kullanılması anlaşılabilme işlevini yerine getirebiliyor ise, amacı sağlıyor demektir.

Yani; Herhangi bir cümle içinde örneğin  Arapça, İngilizce, Rusça, Türkçe kullanılmış ve muhatabı tarafından anlatılmak istenen anlaşılmış ise amaç hasıl olmuş demektir.

Konuyu vehimsel yaklaşımlar ile ırk lara bağlayarak efsaneler yaratmak, farklılıkları kültürler yerine varsayımsal olarak algılamak ve israr etmek yanlış ve (sakıncalı-çatışma yaratıcı) bir yaklaşımdır.

KİMLİK;
1."toplumsal bir varlık olarak insana özgü olan belirtiler, nitelikler ve özelliklerle, bir kimsenin belirli bir kimse olmasını sağlayan koşulların, onun kişiliğine ilişkin özelliklerin tümü, bir insanın kim olduğu."
2."bir insanın kim olduğunu kanıtlayan belge, kimlik belgesi." (Konumuz bu tarife ilgi duymuyor!)

Kimlik en geniş anlamıyla, bireyin tüm özelliklerini kapsar; hem kişinin kendisini nasıl gördüğü, hem de toplum tarafından nasıl görüldüğü, kimlik kavramıyla ilgili konulardır. Kimlik bir özellik, bir nitelik belirtisidir. Birer özellik, birer nitelik gösteren kimlikler, her şeyden önce ve aynı zamanda farklılıklardır.
Bireyin sosyal ve kültürel gerçekliği içinde kendisine ait kavrayışını ifade eder. Diğer bir deyişle, bireyin kendisini nasıl tanımladığı ve ait olduğu grup aracılığıyla nasıl
şekillendiği gibi unsurlar üzerinden oluşur.
Kimliğin kökü Türkçe'de, "kim" soru kökünden türetilmiş olup aynı şekilde zorunlu bir mensubiyeti (aidiyet), aynı olmayı, tek olmayı, (hangi kişi olmayı) ifade eder.

AİDİYET;
"Aidiyet", bağlanma ve evde olma hissidir. Başkalarınca kabul görme gereksinmesi. İnsanların, aileleriyle, ortak yönleri olan arkadaşlarıyla, benzer eğlence uğraşı (hobisi) olan kişilerle, aynı takımı tutanlarla, aynı dinsel inancı taşıyanlarla ve benzer siyasal görüşü olanlarla bir arada olmak istemelerinin, birlikte zaman geçirmelerinin başlıca nedeni.

Ünlü psikolog Abraham Maslow’a göre, insanın “kendini gerçekleştirme”si için gerekli olan beş temel gereksinmeden biri. Beslenme ve uyku uyuma gibi fizyolojimizle ilgili gereksinmelerimizden ve güvenlik gereksinmemizden hemen sonra gelen gereksinme. 

Aslında bir gruba dahil olmak tüm diğer gereksinmelerin toplamına sahip olmayı mümkün kılmakta!"

KİŞİLİKbireyin sürekli ve ayırt edici davranış örüntülerine katkı yapan psikolojik özelliklerdir. Çünkü bireyin davranışları değişmezlik göstermekte, zamana ve durumlara karşı tutarlığını korumaktadır.

"Kişilik", bir bireyin düşünme, hissetme ve davranış biçimlerini içeren, ona özgü ve diğer bireylerden ayırt edici özellikler bütünüdür. Bireyin hem içsel özelliklerini hem de dış çevreyle kurduğu ilişkileri kapsar.

Yetenek ve özellikleriyle toplumsal yaşamda etkili olan insanı, kendine özgü ve benzersiz bir varlık olarak dile getiren kavramdır.
"En genel anlatımla kişilik, bilinçli bir insanın kendini (ben) benzersiz ve süregen bir özne olarak kavrama işlevini dile getirir. (Wikipedia böyle diyor)"

Kişilik, benzersiz ve süregen olmak (israrlı) aslında ve aynı zaman da ötekinden farklı olmak demektir. 

Farklı olmak bir çatışmanın/kavganın ana nedenidir. Oysa çatışma da olumlulaştırılacak bir olgu olmadığına göre, uzlaşma kavramı ve burada devreye girmesi arzu edilen Demokrasi adlı sistemi anlamaya çalışalım; 

DEMOKRASİ veya "el erki"; halkın yasaları müzakere etme ve yasal düzenlemelere karar verme yetkisine (doğrudan demokrasi) veya bunu yapmak için yönetim görevlilerini seçme yetkisine (temsili demokrasi) sahip olduğu bir yönetim biçimidir.

Demokrasi, Liberter bir görüşü, uygulama merkezine almalıdır. Faşizm ve benzeri görüşlerin etki alanından uzak kalabilmesi böylece mümkün olacaktır.
Zira, Liberteryenizm, bireysel özgürlük ve özgürlüklerin en üst düzeyde korunmasını savunan bir siyasi felsefedir. Devletin gücünün sınırlandırılması ve bireylerin kendi yaşamları üzerinde tam kontrole sahip olması savunulur.

(Tam da bu nokta da, öncelikli olarak, Demokrasi  hak edilmiş midir, ona bakmak gerek. Eğer toplum Demokrasiyi hak etmemiş ise, büyük çoğunluk oyları hurafeler/safsatalar bazlı ise, esasen Demokrasi den bahsetmek komik olacaktır. Bu da gerçek durumu ancak Faşizm olarak tarif eder.
Yine hatırlamakta yarar var, eğer "dağdaki çoban ile benim oyum aynı mı olacak ?" sözünün rahatsız ediciliği var ise şayet o taktir de;" kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir" gibi sözler karşısında "top siz de iken ne yaptınız ?" diye de sormak gerekir

Görev verdiklerinizi suçlama gibi bir KAÇMA ya mı sığındınız yoksa ASİL benim diyerek kolları mı sıvadınız ?
Kolları sıvamadı iseniz, görev yüklediğiniz her kim ise, sizi iyi tanımış kendinizi sandığınız biri olmadığınızı çok iyi bilen biri olmalı diye düşündüğünüz oldumu hiç acaba ?
Ve, bu durumda hangi Demokratik tavrı sergilediniz?

Ve de ah o söz ; "toute nation a le gouvernement qu'elle mérite"-"her millet layık olduğu şekilde yönetilir" ahhhhh ...
Yine tam 12 den ah ! dedirtmez mi ?)

Yine de, biz Tariflere dönelim;

LiİBERTERYENİZM;
"Liberter", liberteryen anlamına gelir. Liberteryenizm, bireysel özgürlük ve özgürlüklerin en üst düzeyde korunmasını savunan bir siyasi felsefedir. Liberteryenler, devletin gücünün sınırlandırılmasını ve bireylerin kendi yaşamları üzerinde tam kontrole sahip olmasını savunurlar. "
Liberteryenizm'in temel prensipleri:
• Bireysel özgürlükHer bireyin kendi yaşamı üzerinde tam kontrol hakkına sahip              olması gerektiği inancı. 
• Sınırlı devlet: Devletin gücünün, bireysel özgürlükleri korumakla sınırlı olması                  gerektiği inancı. 
• Serbest piyasaEkonomik faaliyetlerin devlet müdahalesi olmadan, arz ve talep                yasalarına göre düzenlenmesi gerektiği inancı. 
• Özgürlüklerin korunması: Bireysel hak ve özgürlüklerin devlet tarafından güvence        altına alınması gerektiği inancı. 

Liberteryenizm'in farklı yaklaşımları da mevcut:
• Sağ liberteryenizm: Özel mülkiyet hakları, serbest piyasa ve laissez-faire ekonomisini      savunan liberteryenizm türü. 
• Sol liberteryenizm: (Benim favorim !)
  Bireysel özgürlük ve sosyal adalet ilkelerini birleştiren liberteryenizm türü. 
• Anarko-kapitalizm: Devletin olmadığı, özel mülkiyet ve serbest piyasaya dayalı bir          toplum düzenini savunan liberteryenizm türü. 
• Liberteryen sosyalizm: Devlet mülkiyetini reddeden, ancak özel mülkiyeti de                    sınırlayan, özgürlükçü ve anti-otoriter bir sosyalizm türü. 

Ve

ULUS;
siyasal olarak örgütlenmiş biçimde ve belli bir toprak üzerinde bir arada yaşayan, ekonomik yaşam, dil, tarih, ruhsal yapı ve kültürel özellikler yönünden ortaklık gösteren en geniş insan topluluğu
***
Yavuz Ağıralioğlu da şöyle demiş;
"Devletin hukuka bağlılığının emaresi, temelde “düşünce ve ifade özgürlüğünün” sınırlarını olabildiğince geniş ve herkes için eşit olarak tesis edebilmesidir.
Eleştiriye tahammül gösterebilen, hukuku keyfiyetten uzak tutabilen, herkese ve her düşünceye aynı ölçülerle yaklaşabilen devlet, güçlü devlettir.
Fikirleri suç, eleştiriyi tehdit, muhalif düşüneni şüpheli, itiraz edeni sanık sandalyesinde gören tavır, herkesten önce “güçlü devlet” hedefimize zarar verir.
Devletin vakarını “muhalefet edene parmak sallama” keyfiyetine, “tutup götürme” tehdidine eşitlemekten kaçınmak, devlet ciddiyetinin gereğidir."

Katılmakla beraber "güçlü devlet" yerine "Demokrat devlet" daha uygun olurdu !
***
Ben, insan kötü bir varlıktır demekteyim, uzun süredir.
Çünkü; Yaratılanı severiz yaratandan ötürü "😄, Gelgeleim;
Bitki ya da hayvan keser,öldürür yeriz!, literatürde ki tanım için kullanılan tabir"katil" dir.

Fetih ya da cihad  yaparız. Başkasına ait olana çökeriz !
"Özellikle cihad kelimesi, müslümanların gayri müslimlerden gerçekleştirdikleri toprak kazançlarını tarihte ve günümüzde bilinen diğer istilâ ve sömürü savaşlarından ayırmak amacıyla kullanılmıştır" Kurnazlıktır yani !
Ancak benzer eylemler her millet ve dini inanç mensupları tarafından icra edilmiş ve edilmeye devam edilmektedir."(Bak. Haçlı seferleri !)

Özet ile; gasptır/hırsızlığı meṣru saymaktır !

Sonra da sevgi, merhamet ve alayı arkamızı sıvazlama da kullandığımız, yalanlar üretiriz, farklı eylemlerimizi "iyi" diye nitelendiririz kendimizden menkul !.
Kendimize verdiğimiz isim "insan" dır, yine de 😜

Benim gibi yaşlı bir adam için dahi, (kendi arkamızı hep "en-bi falanız/fişmanız" diye sıvazlayarak, büyümüş ve sonra "hiç bi-fişmanız olmadığımızın" surat'a tokat gibi çarpmışlığını yaşamış biri olarak,,) sindirmek hiç de kolay değil, doğrusu!

Süleyman Demirel'in, Hz. Ömer’e maledilen "Fırat'ın doğusunda bir koyun kaybolsa bunun sorumlusu benim" sözü ile başlayalım.
Bu söz bana göre eksiktir.
Doğrusu; "Yeryüzü'nde herhangi bir coğrafya da  yaşayan herkes sorumludur" olmalıdır.

Sonuç olarak;
İnsanoğlu oluşumuzdan kaynaklı "kötü" niteliğimizi daha bir tahammül edilebilir  duruma dönüştürmenin çözümü şöyle mümkün olabilir mi acep ? 😅  ;

Hatırlayalım,
Yeryüzü kelime anlamı/eş anlamlarıın ; Globe=Dünya=Küre ve benzerleri olduğunu biliyoruz. Üzerinde yaşadığımız Planet Terra nın tümünü işaret etmekte.

TDK ya göre Yerküre; "Üstünde yaşadığımız gök cismi, yer, yer yuvarı  anlamına geliyor.
Dünya kelimesi de Arapça kökenli olup “aşağıda olan” manasına gelmekte. Gezegenimiz Antik Yunan'da Gaia, Roma'da ise Terra olarak adlandırılmış. 

Bu kelimeyi kendilerini tanımlamak için kullananların üretip sahip çıktığı/savunduğu bir felsefe var, Küreselcilik.

Tanımlar şöyle ;

deolojik anlamıyla küreselleşme, gerçekte varolan bir eğilimin, dünyanın ekonomik, sosyal ve kültürel olarak artan etkileşimi ve bütünleşmesi eğiliminin, kapitalistler tarafından, kendi çıkarlarına uygun şekilde çarpıtılarak tek yanlı bir ideoloji haline getirilmesidir."

"Küreselleşme ya da globalleşme, ürünlerin, fikirlerin, kültürlerin ve dünya görüşlerinin alışverişinden doğan bir uluslararası bütünleşme sürecidir. Uzak ile yakın mekanlar arasındaki mesafe gözardı edilerek, ülkelerin ve insanların birbirine yakınlaşması ve birbirleri ile ekonomik ve sosyal etkileşim halinde bulunmaları."

"Küreselleşme, içinde yaşadığımız ekonomik, siyasi, kültürel durumu ifade etmektedir."

"Küreselleşme ya da globalleşme, ürünlerin, fikirlerin, kültürlerin ve dünya görüşlerinin alışverişinden doğan bir uluslararası bütünleşme sürecidir."

"Dünya çapında olmak ya da dönüşmek olarak tanımlanabilecek küreselleşme olgusu, dünyanın bütünleşmesi, farklı toplumsal birimlerin her bakımdan ve özellikle ekonomik politikalar açısından birbirleriyle ilişkilendirilerek dünyanın tek bir pazar haline gelmesidir."

"Küreselleşme dünyanın global bir köy haline gelmesi, zaman ve mekana ilişkin kısıtlamaların azalması, toplumsal ve kültürel benzeşmelerin artması, tepkilerin ortaklaşması olarak açıklanabilir. "

"yerkürenin farklı bölgelerinde yaşayan insan, toplum ve devletler arasındaki iletişim ve etkileşim derecesinin “karşılıklı bağımlılık” kavramı çerçevesinde giderek artması"

"Küreselciliği birden fazla kontekstte ele almak mümkün  olsa da; ulusal ekonomilerin ticaret, yatırım ve finansal akışlar yoluyla küresel pazara entegrasyonuyla, kültürel değerlerin medya ve seyahat yoluyla ulusal sınırların ötesine yayılması, enternasyonal bir şirkette çalışırken Güney Koreli, Lesotholu ve Finlandiyalı arkadaşlarınızla hafta sonu izlediğiniz diziyi konuşmanız veya aynı şarkıcıların konserlerine bilet almanız gibi durumlar, uluslararası ilişkilerdeki liberal kurumsalcılıkla paralellikler taşıyan uygulamaların hepsi özünde birbiri ile ayrılmaz bir bütündür."

Wikipedia ya göre ise;
"Küreselcilik, insanları birbirine yaklaştırmanın, sınırları açmanın, ticareti serbestleştirmenin, ABD ile diğer ülkelerin küresel güvenliği sağlamak için beraber çalışmasını sağlamanın ve ABD’nin diğer ülkeleri desteklemesinin dünyayı daha iyi bir yer yapacağını iddia eden bir ideolojidir. Küreselci" terimi, sağ ve aşırı sağ siyasette aşağılayıcı olarak kullanılmıştır. "

Bir de Global insan deyimi var. O da şöyle tarif ediliyor;
"Kültür bağımlılığını minimize etmiş, kültürünün bütün kötü özelliklerini reddetmiş, diğer kültürlerin hepsine ön yargısız ve benzer yaklaşabilmeyi başarmış bir insan"

Yukarıdaki tarifler den yola çıkarak Küreselcilik hakkında Negatif ne var dersek şu yorumlara rastlıyoruz ;
• "Ekseriyetle içe kapalı rejim destekçilerinin, militaristlerin veya başlarındaki müstebitlerle barışık olan komplocuların sohbetlerine meze olan ve öcü muamelesi gören mefhumdur.
• Kapitalizmi savunan herkes küreselcidir farkında olsa da olmasa da.
• Aslında bir dindir. tanrısı paradır. birden çok peygamberi vardır; küresel sermayedarlar.
• Dünya halkları üzerinde onulmaz yaralar açan acımasız anlayış; savaşlar, darbeler, ekonomik istikrarsızlıklar, adaletsizlik.
• "Globalism denilen şeyin türkçesi. küreselcilik, emperyalizmin 21. yy'daki yeni adı ve formudur. anglosakson kültürünü, dilini, siyasi yapısını ve ekonomik sistemini tüm dünyaya ihraç etmeyi amaçlar ki, kendi öz kimliğinden koparıp asimile ettiği dünya halklarını rahat rahat sömürsün."

Özet ile; Küreselciliğin sanki dünyanın en büyük problemi, hürriyetin önündeki en büyük engelmişçisine büyük ölçü de  ulusalcı veya muhafazakar gruplar tarafından demonize edildiğini söyleyebiliriz.

Kendilerini Demokrat, özgürlükçü olarak tanımlayan bazı ülkelerin tanımı ve ideoloji yi kendileri çıkarına kullanma arzu ve çabalarını gördükçe karşıt söylemlere itibar etmemek olası değil elbette.

Faydaları ile ilgili olarak ise;
Bir görüş birliği olduğunu söylemek mümkündür. 
Sürdürülebilir ekonomik kalkınma, yükselen yaşam standartları, teknolojik ilerleme ve bilginin daha hızlı yayılması, küreselleşmenin en belirgin faydaları arasında sayılmakta.

İşte ütopyamın ZIRT dediği yer tam da burası!

Ben, çoğunluğun sandığı gibi bu planet'in üzerinde yaşayanların (tüm canlıların) bazılarının, diğerlerine kıyasen ayrıcalıklı yaratıldıklarına, ayrıcalıklı haklara sahip olduklarına, inananlar dan değilim.

Doğada iyilik, kötülük, doğruluk, yanlışlık diye tabirler yoktur. Bu tabirler biz Homo Sapienlerin zihin dünyasının ürünüdür. Yeryüzü veya Dünya, üzerinde yaşayan tüm türlerin ortak malıdır.Salt bir kişiye, tür'e, zümreye ait olmayıp salt bir kişi, tür ya da zümre tarafından da üzerinde hak  iddia edilemez diye düşünürüm.

Yıllar boyu bana söylenmiş yalanların peşinden gitmeye ise hiç te teşne değilim.
Ve de sorulursa şayet; Peki,  Vatan, Milliyetçilik gibi uğruna "şehit" verilmiş  kavramlar ne olacak ?     
Cevap basit;

Sistem küresel düzeyde  Demokratik Sol liberteryenizm olmalı.
Böylece;
-Üzerinde hak iddiası olmayacağından paylaşım ve/veya buna dayalı tartışma / kavga /       savaş nedeni de olmayacaktır.
-Sınır/Limes gibi bir kavram olamayacağından seyahat kavramı içinde mevcut her tür         sınırlamalar/yükümlülükler  de ortadan kalkmış olacaktır.
-Üstün insan, ayrıcalıklı insan gibi kavramların eşitlik ilkesi ile beraber düşünülmesi           mümkün olamayacağından, tam Demokrasi küresel bir yönetim sistemi olacaktır. Ve de   zaten uğruna ölenler için ise ;
"Ayağa kalk ey ehli vatan!" dediler kalktık. Puştlar oturdu biz ayakta kaldık." diyen Neyzen TEVFİK hatırlanmaz mı ?

Güvenlik sistemi küresel anlam da ve salt polisiye gereklilikler düzeyinde organize edilerek ordu mevhumu tümü ile ortadan kalkmış olacağından, savaş sanatı =Adam öldürme/Yok etme teknolojisi !!! ihtiyacı da olmayacaktır.

-"Biz burayı kanımız la aldık" diyene, "iyi de abicim, senin olmayanı kan akıtarak, adam öldürüp, zor ile neden gasp ettin ?" sorusunu sorma, buna bağlı gelişmiş olan Milliyetçilik, yada İnanç bazlı ötekileştiren, ayrıştırıcı, kin ve kavga yaratıcı tüm kavramlara  ihtiyaç da ortadan kalkmış olacaktır !

Hiroşima da Atom bombası ile  insanların anasını belleyip coğrafyayı nerede ise yeryüzünden silen sonra 9.1 kuvvetinde ki deprem mağdurları için yardım yağdırmak yalancılığı gibi bir ikilemi sergileyen üç kağıtçılığı da literatürden silmenin doğal yöntemi olacaktır.

Ütopik ?
Evet. Kesinlikle !
Çünkü bunu isteyecek bir halk asla olmayacaktır !

Yani;
Küreselci ya da değil, Kavga seks gibi, egoizm gibi, doğuştan var olan bir yanımızdır.Tüm canlılar doğmaya çaba gösterirken den başlayarak (hayata yapışmaya çaba!) tüm sonraki yaşamları boyunca kavga halindedirler. Çoğu zaman "sevmeye" çalışarak, zaman zaman "sevilmeye çalışarak, hep kimliğini başkalarına kendi seçimi yönünde kabul ettirmeye çalışarak kavgalarını sürdürürler.Yani "kavgasız, sevgi dolu" bir ifade aslın da hayal ürünüdür!

Küreselcilik aslında bitmeyen bir kavgadır !
Aynen Milliyetçilik/Liberal/Kapitalist ve tüm diğer izm ler de olduğu gibi, bitmeyen bir debelenme !

Asla Demokrat olamayacaklar kimlerdir dersek;
İnanç sahipleri, Irkçılar, Milliyetçiler, ve de Düşük IQ sahipleri asla Demokrat olamaz !
                                           

Şöyle bitirelim ;

Quote
Anooshirvan Miandji@miandji
Gelişmemiş toplumlarda hızlı zenginleşenler; daha zeki insanlar değildir, daha ahlaksız insanlardır. Unquote

 

Sözü uzun tuttuk. Haydin gezmeye   ➡️


 





< >

       Paragrafların birbiriyle ilişkilerinin “suçüstü” sü


Balkondan evin ön bahçesindeki yaban ziyaretçilerimiz

 

Seyahatler önce 5. sonra 6. STENT ve bir miktar balon operasyonu ihtiyacı nedeni ile ertelenince Karatavuk, Ağaçkakan, Sincap ve Yaban Tavşanlarının , müdavim listesinde ki yoklamayı aksatmadıklarını görmek tekrar mümkün oldu ve doğrusu bunun şahidi olmak da çok rahatlatıcı idi.  

                            “we do not see things as they are,we see things as we are”

          “Gördüklerimiz,  oldukları gibi değil,görmek istediğimiz gibidirler” Anais İNN

***

"Hiçbir şey bizi korkudan, tehdit edilme kesinliğinden daha fazla inandıramaz. Kendimizi kurban gibi hissettiğimizde, tüm eylemlerimiz ve inançlarımız, ne kadar şüpheli olursa olsun, meşrulaştırılır. Rakiplerimiz veya sadece komşularımız, bizimle ortak zemin paylaşmayı bırakır ve düşmanlarımız olurlar. Saldırgan olmayı bırakır ve savunucular oluruz. Bizi motive eden kıskançlık, açgözlülük veya kızgınlık kutsallaşır, çünkü kendimize kendimizi savunduğumuzu söyleriz. Kötülük, tehdit - bunlar her zaman diğerinin koruması altındadır. Tutkuyla inanmanın ilk adımı korkudur. Kimliğimizi, hayatımızı, statümüzü, inançlarımızı kaybetme korkusu. Korku baruttur ve nefret fitildir. Dogma, son bileşen, sadece yakılmış bir kibrittir."

"Tanınabilir bir yüze sahip ve bizi rahatsız eden her şey için suçlayabileceğimiz birinden nefret etmek çok daha kolaydır. Bireysel bir karakter olmak zorunda değil. “Bir ulus, bir ırk,” bir grup... her şey olabilir."

Birisiyle akıl yoluyla edinmediği inançlar ve fikirler hakkında rasyonel bir diyaloğa girmek imkansızdır” 

Birkaç istisna dışında her organize dinin temel direği, kadınların grupta boyun eğdirilmesi, bastırılması, hatta iptal edilmesidir. Kadın, asla otorite veya bağımsızlık değil, eterik (1), pasif ve anaç bir varlık rolünü kabul etmelidir, aksi takdirde sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaktır. Sembolizmde onurlu bir yeri olabilir, ancak hiyerarşide değil. Din ve savaş erkek uğraşlarıdır. Ve her neyse, kadın bazen kendi boyun eğdirilmesinin suç ortağı haline gelir.” Carlos Ruiz Zafon “Angel’ Game" /” Şeytanın oyunu"

(1)"Eterik" kelimesi, genellikle ruhani, ince, hafif, soyut veya fiziksel olmayan anlamlara gelmekte. Farklı bağlamlarda farklı anlamlar da kazanabilir. Örneğin, "eterik yağ" terimi, bitkilerden elde edilen ve yoğun kokusu olan yağlar için kullanılırken, "eterik beden" terimi, parapsikoloji ve okültizmde fiziksel bedenin hemen üzerinde bulunan enerji bedenini ifade etmekte.

***

“Vaktiyle 'Dağdaki çobanla benim oyum bir mi?' diyen Aysun Kayacı’yı hatırlayan ?

Bakınız, Platon, Devlet kitabında 2365 yıl önce şu tespiti yapmış;

Demokrasi eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle Demokrasiye geçilirse Oligarşi  olur.Devam edilirse Demagoglar türer. Demagoglardan da Diktatörler çıkar. Demokrasi Diktatörlüğe dönüşür. Halkın idareciyi seçebilmesi için iyi eğitim alması şarttır.” Platon, M.Ö. 340 (Eflatun)

Bruce Willis'in bu meşhur sözü de var:
"Women who believe in a religion that says women are half-wits are really half-wits..."/"Kadınların yarım akıllı olduğunu söyleyen bir dine inanan kadınlar, gerçekten yarım akıllıdır..."

***
Muharrem İnce'nin 12 yıl önce TBMM sinde ki konuşması
https://x.com/Atasoner____/status/1944088620819750989

 ***
Mine G. Kırıkkanat dan bir tweet;
Ne mi olacak ? Atatürk’ün arkasından nasıl seksen yıldır ağlıyorsak, laik Türkiye Cumhuriyeti’in ardından da öyle ağlayacağız... çünkü yurttaş olamadık, tebaa kaldık, hep birileri çıkıp bizim yerimize mücadele etsin, kurtarsın diye bekledik. Klavye başındayız. Bekliyoruz.
 
***

Prof Özgür DEMİRTAŞ dan Tweet;
Komünistler ve Sosyalistler bir çok açıdan Fundamentalistlere benziyor. Ekonomi bilgileri okudukları 3-5 İdeolojik Manifestodan ibaret. Matematik SIFIR. Algoritma SIFIR. Optimizasyon SIFIR….. Birbirlerine benzerler çünkü DOGMATİKLER. İnançlarını KANIT olarak sunuyorlar… Yanlış anlamayın: Sosyalistlerin “SOSYAL” konular hakkındaki Özgürlükçü duruşu ile AYNI noktadayım. Ancak Ekonomik Görüş olarak çok farklı noktadayız. Gelin Anlatayım: 

ŞU TWİTTEKİ LAFA BAKIN: Komünistlerin bu lafları o kadar gerilerde kaldı ki. Farkında bile değiller EMEK denen şeyin bitmek üzere olduğunun. O lafın doğrusu: “Vatan için öldüğünü sanırsın, siyasetçiler için ölürsün” 

Sanayici dediğiniz kişi KARANLIK fabrikalarda Yapay Zeka Yüklü Humanoid robotlar ile İŞÇİ çalıştırmadan üretim yapacak. Daha bunun bile farkında değiller. Bunu kabul etseler bu sefer işçiler işsiz kalırsa kim o Sanayicilerin ürettiğini alacak diyorlar Daha Dünya’daki tüketimin ÇOK BÜYÜK çoğunluğunun zenginler tarafından yapıldığının bile farkında değiller. Daha UNIVERSAL BASIC INCOME ne demek, Vatandaşlık Parası nasıl çalışacak onu bile bilmiyorlar. 

İki ezberleri var: 
1) Emek yoksa üretim Yok! (AMA VAR kardeşim var, yapay zeka tüm alt iş gruplarını yok edecek!) 
2) Emeğin olmayacağını zorla da olsa kabul ettiklerinde bu sefer de: İşçiler tüketmezse ne olur diyorlar ( Tüketimin parasal olarak çoğunluğunun kimin tarafından yapıldığının farkında değiller) 
Komünist ve Sosyalistlerin bu aşağıdaki twitte: siyasetçiler yerine oraya kelime olarak sanayicileri oturtmasının sebebi de kendilerinin de siyasetçi olması ve kendilerini idealize etmeleri… 
İnsanlar EŞİT değildir. Kimi daha Çalışkandır, Kimi daha Zekidir, Kimi daha Akıllıdır… Önemli olan insanların tümden eşitliği değil FIRSAT eşitliğidir. 
Yani anlayacağınız: Al Komünisti Vur Faşiste…

***

IQ'su 86 olan ünlü goril Koko 46 yaşında hayatını kaybetti. 2000 İngilizce kelime anlıyor, İşaret dili ile insanlarla anlaşıyordu.  http://p.dw.com/p/304oy.Jun 23, 2018

Orangutanların IQ ortalaması 70 ila 90 arasındadır.

***
MUTANT MESAJI, Marlo MORGAN (Aborjinler) den alıntılar;

Kayalık bir çatlaktan su aldığımızda, oraya nasıl yaklaşacağımı öğrendim, böylece onu insan kokumla kirletmeyecek ve hayvanları korkutmayacaktım. Sonuçta bu da onların suyuydu. Hayvanların da insanlar kadar buna hakkı vardı.”

“Her şey anlaşılmak yerine hoş olmayan şeyler ortadan kaldırılırsa insanlar var olamaz. Sinekler geldiğinde teslim oluruz.

“Yollarınızı anlamıyor, kabul etmiyor veya onaylamıyoruz, ancak yargılamıyoruz. Pozisyonunuza saygı duyuyoruz.

Bir insanı öldürmek, ister koruma, ister intikam, ister kolaylık veya yiyecek için olsun, hepsi aynıdır. Başka birini öldürmemek, Gerçek İnsanları (Aborjinleri) mutasyona uğramış insan yaratıklarından ayıran şeydir.
Savaşta ahlak yoktur. Ancak yamyamlar bir günde yiyebileceklerinden daha fazlasını asla öldürmezler. Sizin savaşlarınızda binlercesi birkaç dakika içinde öldürülüyor.
 
"Mutantların birçok inancı vardır; senin yolun benim yolumdan farklı, senin kurtarıcın benim kurtarıcım değil, senin sonsuzluğun benim sonsuzluğum değil derler. Ama gerçek şu ki, tüm yaşam tek bir yaşamdır. Devam eden tek bir oyun vardır. Tek bir ırk, birçok farklı ton vardır. Mutantlar tanrının adını, hangi binayı, hangi günü, hangi ritüeli tartışırlar. Dünyaya geldi mi? Hikayeleri ne anlama geliyor? Gerçek gerçektir. Birini incitirsen kendine zarar verirsin. "Birine yardım edersen, kendine yardım edersin." Kan ve kemik bütün insanlarda vardır. "Farklı olan kalp ve niyettir."

"Onlara bir oyun gösterebileceğimi ve hepimizin bir sıra halinde dizilerek olabildiğince hızlı koşmamızı önerdiğimi söyledim. En hızlı koşan kazanacaktı. İnsanlar güzel, büyük, koyu gözleriyle bana dikkatle baktılar, sonra birbirlerine baktılar. Sonunda biri, "Ama bir kişi kazanırsa, herkes kaybediyor demektir," dedi. Bu eğlenceli mi?  Neden birini böyle bir deneyime maruz bırakıp sonra da onu gerçekten kazanan olduğuna ikna etmeye çalışıyorsunuz? Bu geleneği anlamak zor. Bu sizin halkınız için işe yarıyor mu? Gülümsedim ve "hayır" dedimMUTANT MESAJI, Marlo MORGAN (Aborjinler)

NOT;Aborjinler  kendileri dışındaki insanları "mutant" mutasyona(değişime) uğramış insanlar, kendilerini ise "gerçek insanlarolarak tanımlamakta,.
Bu arada, Avustralyalı Aborjinlerin yaşam süresi, diğer Avustralyalılarla karşılaştırıldığında daha düşüktür. Erkekler için ortalama yaşam süresi 59.4 yıl iken, diğer Avustralyalı erkeklerde bu süre 76 yıl 6 aydır. Aborjin kadınları için ise ortalama yaşam süresi 64 yıl 8 ay olarak belirtilmiştir. 
Bu farkın nedenleri arasında, sosyoekonomik faktörler, sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler ve yaşam tarzı farklılıkları yer almaktadır. 
Aborjinler, Avustralya'nın yerli halkıdır ve tarihsel olarak zorlu yaşam koşullarıyla mücadele etmişlerdir. Günümüzde de bu zorluklar devam etmekte ve yaşam sürelerini etkilemektedir.

***

Fatma Sibel Yüksek den bir TWEET ;
Kendisini satmayan, güçlülere boyun eğmeyen yazara  gazeteciye sağken selam bile vermeyip aç ve yanlız bırakan bir toplum , cenazeye yığdığı kalabalığı başına çalsın. Ben ölürsem tabutumun üstüne “HEPİNİZİN AKM!  Diye bir yazı asılmasını vasiyet ediyorum.”

Toplumu, (halk değil, bir topluluğu, kalabalığı) anlatan  özet !
Ve Aynı Yazarın  geçmişte en bilinen yazısı; (kendisini yanlış algılayanlar için!)

Seni Bu Yamyam Kibirin Bitirecek - Fatma Sibel Yüksek
Bilboardlardaki resimlerine baktım; güya '"kudretli'" görünesin diye en çılgın bakışlı fotoğraflarını seçmişler. Kontrolsüz bir adrenalin ile geldiği yeri hazmedemeyişi harmanlayan deli bakışları.Ne yapsan olmuyor. Kültürsüzlüğün, görgüsüzlüğün, basitliğin, açlığın her şeyin önüne geçiyor. Sadece çalma, çırpmaya, vebal almaya işleyen kıt aklın bile durup durup sana '"Saygı görmüyorsun, sende bir şeyler eksik'" diye fısıldıyor. Bu fısıltıyı duydukça iyice kontrolden çıkıyorsun. '"Bana saygı duyun, önümde eğilin. Eteklerimi öpün'" diye tepiniyorsun ama olmuyor. Olmuyor işte. En yakınındakiler bile senin iflah olmaz kifayetsizliğine, insanlıktan çıkmış öfkene, Allah'a şirk koşma noktasına gelmiş kibrine dayanamıyorlar. En uyanıklar ile kullanım tarihinin tamamen sona gelmesini bekleyenler kaldı sadece çevrende. Bir de bir delinin gölgesi ardında kirli oyunlarını yürütenler. Boşsun, bomboşsun. Bir genelev fedaisi kadar ruhsuz ve hoyratsın. Kabadayılığın da hikâye, dobralığında yalan, '"delikanlılığın'" da naylon. Hak, hakkaniyet, adalet, merhamet gibi kavramlar kapından bile geçmemiş. Alım-satım ustalığından, ticari uyanıklıktan dem vurarak örtmeye çalışıyorsun bu büyük eksikliğin üzerini. Sahi kimsin sen? Hep aynı yerden servis edilen üç adet gençlik, çocukluk ve askerlik fotoğrafından başka neden görüntün yok senin? Hangi okulları bitirdin, kimlerle aynı sıralarda oturdun? İlkokul öğretmenin kim? Neden bir kişi bile çıkıp seninle ilgili bir tek anısını anlatmıyor? Seda Sayan'ın bile mahalle yıllarından bir fotoğraf çıkıp geliyor da, senin geçmişin neden bu kadar sis perdelerinin ardında gizli? '"Olmayan'" biri misin yoksa sen; laboratuarda mı imal edildin? Hangi merkezlerde programlandı hastalıklı beynin? Bütün değerlerden neden bu kadar yoksunsun; en kutsal kavramların içini boşaltmada nasıl bu kadar maharetlisin? Hurafe, iftira, şirret ve cehaletten beslenen dilin; hırstan ve doymamışlıktan ibaret kişiliğin, bir ağaç kovuğundan başka hiçbir şey olmayan fani bedeninle tarihin onurlu sayfalarında yer almaya soyunma cesaretini nereden buldun. Duyduk ki şimdi de '"padişahçılık'" oynuyormuşsun. Şah oldun, sıra şahbaz olmaya geldi. Her mevki ve makamı tattın, geriye '"padişahlık'" kaldı öyle mi? Senin montaj ürünü kimlik ve bedeninden kuşkusuz bir Fatih, bir Yavuz, bir Kanuni olmaz ama Deli İbrahim-Vahdettin karışımı bir kukla, pekâlâ olabilir. Seni bütün bu defolarınla sahnede tutanların işine fazlasıyla yarar böyle acınası bir bez bebek. Esiyorsun, gürlüyorsun, tepiniyorsun. Pazarcı gibi tiz çığlıklar atıyorsun. Deli bakışlarını devire devire, boyun damarlarını şişire şişire höykürüyorsun. İyi de sen ne istiyorsun? Karun oldun. Çocukların ülkedeki simit tablalarından bile haraç alıyor, gudubet karın ipek kumaşlara, paha biçilmez mücevherlere büründü. Şakşakçıların ceylan derisi koltuklarda basen büyütüyor. Bu kadarı da olmaz ki diyen kim varsa işinden aşından ettin, zindanlara attın, ailelerini açlığa mahkûm ettin. Gencecik üniversite mezunları işsizlikten intihar ediyor. Doktorlar, öğretmenler, polisler, subaylar açlık sınırında yaşıyor; emekliler pazarlardan sebze artığı topluyor. Şehit katilleri Meclis'te suratımıza çemkiriyor. Sen hâlâ üstündeki pahalı elbiselerin, özel yapım som altın kol saatin, ipek kravatınla karşımıza geçip kusuyorsun da kusuyorsun. Kime bu kinin? Nereye doğru gittiğini bir gün olsun düşündün mü? Olmayan vicdanınla bir gün olsun kendine '"Acaba biraz ileri mi gidiyorum'" diye sordun mu? İtikadın da yalan biliyoruz. Ama bir gün olsun '"Ya hesap günü varsa'" diye endişelendiğin oldu mu? Evet var. Hesap günü var. Ve sanki bu saldırganlığın, bu doymazlığın, tamah etmez azmışlığın, O hesap gününü biraz daha yaklaştırıyor. Artık Allah'ın gözüne batıyorsun birader! Fazla parazit yapıyorsun, ortalığı hacminden fazla kirletiyorsun. Elde ettiklerinle şükür etmeyi, biraz da başkalarını düşünmeyi başaramadın. Böyle bir kapasiten yok çünkü. Dünyaya yemeye, içmeye, dışkılamaya, kin ve nefret aşılamaya gelmişlerdensin. Üste bir de kibir yapıyorsun, işte bu hiç çekilmiyor... Senin sonunu da bu yamyam kibrin getirecek…”  Fatma Sibel Yüksek

***
 
AKP'li Mehmet Metiner: “Recep Tayyip Erdoğan hükümetin sahibidir. Ama anayasa öyle demiyormuş. Sevsinler sizin anayasanızı. Paramparça edeceğiz!

***
 
Tweet, Tweet Kraathanesi’nden;
"AKP;
Yalan söylüyor mu? Evet
İftira atıyor mu? Evet
Yolsuzluk yapıyor mu? Evet
Soru çalıyor mu? Evet
Dini kullanıyor mu? Evet
Takıyye yapıyor mu? Evet
İhanet ediyor mu? Evet
Kumpas kuruyor mu? Evet
Ayrıştırıyor mu? Evet
Allah'a inanıyor mu?
(Büyük konuşmayayım, bence inanmıyor. İnansa Allah'tan korkar)"

***
Bir tweet yine;
Ecevit Döneminde Batan veya TMSF’ye Devredilen Bankalar
1. İnterbank
2. Türk Ticaret Bankası 
3. Egebank 
4. Yurtbank 
5. Yaşarbank 
6. Bank Kapital 
7. Ulusal Bank 
8. Bank Ekspres 
9. Esbank 
10. Etibank 
11. Sümerbank
12. Pamukbank 
13. Demirbank 
14. İktisat Bankası 
15. Sitebank 
16. Kentbank 
17. Bayındır Bank 
18. Tarişbank 
19. Toprakbank 
20. EGS Bank 
21. İmar Bankası"

Bu tweet sahibi gibilerin çoğunlukta olduğu ülkede ancak "çabalama kaptan ben gidemem" durumu mevcuttut.Görmek lazım !

***

https://x.com/totemcihaluk/status/1945893386608615425?t=Yt9GHqQDSWEdi2Bw3UYZYg&s=08


***

Ṣikayetler,ṣikayetler,ṣikayetler.(2)
İyi de, Atı alan, Trene bakarken,Üsküdara geçeli çok yıllar oldu.Bu ṣikayetlerin nedenlerine "gık" etme cesareti göstermeyenler ağlamaya devam ederek  ne elde edebilirler ki?
Ya da bir kiṣinin "kurtardığı" bir memleket ūzerinde yasayanlar kurtarılmıṣlığı hak etmiṣler midir ?

Ayrıca, 25 yıl önce olması gerekeni, ṣimdi dile getiren, topluma "uyan!" ikazı yapanlar bilmelidirler ki; 
a) Olmayan duaya amin demenin, geçen 25 yıl da uğranılan tahribatın, asla tazmin
       edilemeyecek oluşunun farkında olmayarak, kaybolmuṣ bunca hayatlar içinde
       de,gereğini yapmayan,
 b) Atı alanın Üsküdara geçmesine Göz yumarak, sessiz kalanlar, 
      ASLİ SUÇLUDURLAR.  Beyhude yere kimse ağlaṣmasın !

(2) (Ben onlara mırın-kırın cılar diyorum.Zira şikayete gelince varlar ama gereğini yapmakta isteksizler !)

***
Bilindiği gibi, Yeryüzü, kendilerini yarattığını düşündüklerinin gönderdiğini varsaydığı Peygamberlere ve beraberindeki kutsal olarak tanımladıkları metin ihtivasını, genellikle okuyamayan, anlayamayan,”mış" sanan ve kendi “mış" ları diğerlerinden farklı olduğu için birbirlerinin gözünü oyan, yaşarken kadın pazarlayanları tu-kaka edip PEZEVENK  suçlaması ile itham ederken CENNET de Huri vaadinde bulunabilen  İNANÇ tacirleri ile dolu.
Burada asıl konu bahis konusu İNANÇ tacirleri değil. Bu tacirlere inananlardır.

Diğer yandan;
Yeryüzünde yaratılmışlığının diğer yaratılmışlıklardan ayrıcalıklı olması gerektiğine inanan ve “Hep bana,Rabbena”cı larımız da bol miktarda mevcut!
Onlar kendilerini Milliyetçi ve benzeri yelpazede tanımlamaktalar.

Oysa sadece doğru ve adil olanı yapmaktan imtina ederek, kendi inandıkları yanlış ile dahi tenakuza düşen bu insanların daha iyiyi, daha doğruyu ne hak etmeleri, ne de talep etmeleri ve de tabiatı ile elde etmeleri asla mümkün olmayacaktır. 

Ne var ki, bunun idraki de IQ 86.8 in üzerine çıkabilmiş olmayı gerektirmekte..

Bana gelince;
IRK kavramının, insanları kategorize etmenin, bir toplumu diğerine üstün addetmenin, kitabımda hiç bir yeri yok !
Kültür farkı, EYVALLAH. 
IRK ? 
O senin IQ ile ilişkili kardeş 

Son söz;

                          Seçimi felaket yönün de yapanlar “demokrasi tramvayı"na binmiş, 
                                                    DEMOKRATİK haklarını kullananlardır.
         Yapçek bi şey yok  🤣

***
           Görüldüğü gibi paragraflar birbirleri ile dans ediyor. 
  😜
   👋

< >

 Feldberg-Felsenmeer-Kirdorfer Feld

Bu defa ortaya karışık! Azıcık orta Almanya, az biraz güneyi ve az biraz da kuzeyi.

Başın da kukuleta (Bakınız; "Trump Papa oldu", ya da diğer bir çok devlet başkanı ) ile insanları yönetme sevdalıları ama daha da kukuleta"lı olan, bu yönetme görevini veren ve ama sonrasında ara sıra mırıldanan, daha fazlasına asla cüret edemeyen "mahşer" 

Böyle bir "kukuleta lı mahşer" ile birlikte olmak istenilir mi?

***

Sorun büyük ölçüde "rab bena hep bana" kaçınılmaz ve dayanılmaz cazibesi ile sürüklenme sonucu gibi duruyor.

O nedenle muhtemelen, sigara küllüğünün  kendimize ait olduğunu sanıyor, sahipleniyoruz ama aslında küllüğün kölesi olduğumuzu, onu sıklık ile yıkayıp pakladığımızı, kırılmasın diye dikkat etme enerjisi harcadığımızı hasılı ömür boyu ona hizmet ettiğimizi fark etmiyoruz !

Yarın ortalarda olmadığımız da küllüğün yaşamını devam ettireceğinden haberdar bile değiliz. Ve o nedenle "hep bana" demeyi sürdürüyor, diğer hep banacılar ile hiç bitmeyen bir kavga içinde debeleniyoruz.

                         Fazla cav-cav cildi bolzar, haydin        👉


< >

Bavyera

Bavyera (resmi adı Özgür Bavyera Devleti ), Almanya'nın güneydoğusunda ki, ülkenin  en büyük eyaleti. Doğuda Çekya, güney ve güneybatıda Avusturya ile sınırdaş.

Bavyera'yı kuzey ve güneye ayıran Tuna nehri boyunca Franken Jura'sının kireçtaşlı dağları mevcut olup doğuda Çekya sınırında Bohemya Ormanı (Böhmerwald), kuzeyinde ise Franken Ormanı (Frankenwald) bulunmakta. Tuna nehrinin güneyi, bir plato olup daha da güneyde ise Bavyera Alpleri uzanıyor.
 
Alpler'in Bavyera bölümü 1.000 m'yi geçen ormanlık tepelerden oluşmakta. Bu tepelerin arkasında (batıda Allgau Alpleri,doğuda Berchtesgaden Alpleri) yükselmekte. 
Bavyera Alpleri'nin en yüksek noktası Wetterstein Dağları'ndaki Zugspitze'dir (2.962 m). 
Zugspitze aynı zamanda Federal Almanya'nın da en yüksek noktası !
Ve bu defa hedef Zugspitze ve civarı  😃
Ancak, önce her zamanki gibi bir miktar iç nefeslenme !
***
Yıllar önce çok beğendiğim Anonim bir söz duymuştum;
Doğrular üzerinden söylenen yalanlar tevil edilemez"

Bu laf’ın en iyi örneği için Din ve Bilim kavramlarını kullanabiliriz.
Bilindiği gibi Din kavramı salt inanç üzerine kuruludur. 
Argümanının en güçlü noktası “kendimizi yaratmış olmadığımıza göre bizi bir yaratanın olduğu” savı dır ve bunun aksini savunabilecek güçte bir yaratılış tezi “henüz” mevcut değildir!

Zaman zaman aksine iddialar mevcut olsa da inandırma kullanılarak insanları yalanlar ile etkileme pratiği salt inanç'a dayalı oluşları nedeni ile, Teoloji dünyasında  oldukça ve özellikle de İslam dini açısından son derece  yaygın uygulamadır. 
Bu pratiği kullananlar “din adamı" olarak tanımlanırlar.

Bilim ise şöyle tarif edilir; “Nedensellik, merak ve amaç besleyen, olguları ve iddiaları deney, gözlem ve düşünce aracılığıyla sistematik bir şekilde inceleyen entelektüel ve uygulamalı disiplinler bütünüdür.” Bu insanlar, kanıtlanabilir gerçeklikler ortaya koyarlar ve  “bilim insanı " olarak tanımlanırlar.

Sanılanın aksine; Bilim insanları da “doğrular üzerinden yalanlar” söyleyebilirler zira uğraşılarının adı “bilim" olsa da aynen din adamları gibi onlar da insandırlar
Özet ile, uğraşılarının  adının bizi yanıltma olasılığı çok mümkün dür.

Ve bu  nedenle, bilmemiz gereken, bilimin sonuç ta hep “doğruyu” göstereceği ama uğraşısı bilim olanın “insan" olduğu ve bilimin doğrularını kullanarak üzerine yalanlar inşa edebileceğini, “bu yalanların da aksinin iddia edilemeyeceği probleminin” farkında olunması gerektiğidir.

Özet ile; her iki pratiği "insan" dan sıyırdığınız da, bir eliniz de hurafelere dayalı ve dayatmacı bir olgu diğerinde ise somut'a dayalı yadsınamaz bir gerçeklik kalacaktır.
***
Bir de şu kavram kargaşası ve kullanım komiklikleri var.

Örneğin "Küreselcilik" gibi. Adam kötülemek ve aşağılamak için kullanıyor bu kelimeyi.
Oysa çok daha basit, kolay anlamlı ve doğru nitelemeler mevcut; hırsız ya da soyguncu ya da üç kağıtçı vs gibi.

Zira baktığımız da, küreselcilik tarifi şu; "uzak ile yakın mekanlar arasındaki mesafe gözardı edilerek, ülkelerin ve insanların birbirine yakınlaşması ve birbirleri ile ekonomik ve sosyal etkileşim halinde bulunmaları"
Bunun nesi yanlış ?
Dünyanın herhangi bir yerinde deprem felaketine diğer ülelerin yardıma koşması örneğin kavram olarak bir küreselcilik değil mi ? Ve bu yanlış mı ? 
Ama deprem yardımlarını cukka edin bir uygulama herhangi bir kavramdan bağımsız olarak düpedüz hırsızlıktır ! Dünyanın neresinde olursa olsun !
 
Ve şu soruyu da kendimize bir sorsak mı acaba ? "Ben ayrıcalıklı mı yaratıldım?"
Dünyanın hangi köşesi salt falanca topluluğa ait olabilir ? Yağmur ormanlarında ki iklim değişikliği kilometrelerce uzaktaki bir başka coğrafyayı etkilemiyor mu ? ... vs... 

"Olsun, ben kavramı  böyle kullanmayı seçtim" deme hakkın var mı bir düşün istersen.

Zira, seçim bizim elbette, ne varki, tüm seçkiler diğer seçicilerin de halini ve geleceğini tayin  ediyor!  Zira TERRA (Dünya) herkese ait ortak bir planet ! Ve de tam da bu nedenle KÜRESEL !

Yine de yapılamamış ya da geç yapılmış doğru seçimler muhatabları için hak ediştir ve "sür eşeği Niğdeye" o zaman !

Bu kadar “inci” sonrası, “sosyal medya" ya zıplayıp, oradan buraya örnekler taşımak istesem de, bir “ucube medyalaşmanın” süre geldiği zeminin ibresinin, aslın da insan kişiliği konusundaki  değerler açısından ne denli yerler de sürünür olduğunu  göstermesinin  ürkütücülüğü  nedeniyle vaz geçtim. 

O nedenle biz e iyisi planlanan durumu kısaca görüntüleyelim; 👇
                                            HEDEF ; ZUGSPİTZE
                                           Almanyanın en yükse dağı !
 

Oradan aşağı bakmak oldukça keyifli olacak umudu ile,


Haydi bakalım 👉

 
< >

                                                                                           FRANKFURT

Tarihsel açıdan Frankfurt, Kutsal Roma İmparatorluğu'nun en önemli şehirlerinden biriydi. 855'ten itibaren Alman kralları Aachen'da seçilip taç giydi. 1562'den itibaren krallar ve imparatorlar Frankfurt'ta taç giydi ve seçildi,Keltler ve Cermenler burayı MÖ 1. yüzyılda, Romalılar ise MS 1. ve 2. yüzyıllarda işgal ettiler. Franklar burayı yaklaşık 500 yılında ele geçirdiler ve o zaman muhtemelen "Frankların geçidi" anlamına gelen Frankfurt adını aldılar.

Günümüzde ise Frankfurt, Avrupa Birliği'nin fiili dört ana başkentinden biridir (Brüksel, Lüksemburg ve Strazburg ile birlikte), ve Avrupa Birliği'nin kurumsal merkezlerinden biri olan Avrupa Merkez Bankası'na ev sahipliği yapmakta. 

Nüfusun dörtte biri, birçok yabancı uyruklulardan oluşmaktadır. 2015 yılında Frankfurt, 1.909 ultra yüksek net gelirli bireye ev sahipliği yapıyordu.  2023 itibarıyla Frankfurt, dünyanın en zengin 13. şehri ve Avrupa'nın en zengin üçüncü şehridir (Londra ve Paris'ten sonra).

Ünlü kültürel mekanları arasında konser salonu Alte Oper, kıta Avrupası'nın en büyük İngiliz tiyatrosu ve Städel, Liebieghaus, Alman Film Müzesi (de), Senckenberg Doğa Müzesi, Goethe Evi ve Schirn sanat mekanı da dahil olmak üzere Museumsufer boyunca sıralanan 26 müze bulunmaktadır. Frankfurt'un silüeti Avrupa'nın en yüksek gökdelenlerinden bazıları tarafından şekillendirilmiştir ve bu da Mainhattan teriminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Şehirde Wallanlagen, Volkspark Niddatal, Grüneburgpark, Şehir Ormanı, iki büyük botanik bahçesi (Palmengarten ve Frankfurt Botanik Bahçesi) ve Frankfurt Hayvanat Bahçesi de dahil olmak üzere birçok önemli yeşil alan ve park bulunmaktadır. Frankfurt, Alman Futbol Federasyonu'nun (Deutscher Fußball-Bund – DFB) merkezidir ve Frankfurt Maratonu ile "Ironman Germany"nin de mekanıdır.

Alman ana yasasının ilk maddesi  İnsan onuru dokunulmazdır

'İnsan onuru' bu ülkede hiçbir zaman ve hiçbir yerde devlet şiddetiyle çamura saplanmamalıdır. Hiç kimse bunu cezasız bir şekilde ihlal edememelidir. Onur(*), bu ülkedeki herkesin hak sahibi olduğu devredilemez bir temel haktır," diyor, Frankfurt Belediye Başkanı Mike Josef 

***

Onur, IQ düşük seviye(Ya da zekanın göçmüş hali!), namus, doğruluk, yücelik, gibi insanlığın (EGO nun dayanılmaz cazibesi nedeni ile!) ürettiği kavramların sergilenme yerleri sosyal media ya bir bakın!

Dert edilen şeylerin nedeni yine aynı mecra da "şakkadanak" kendini gösterecektir.

O nedenle;

Biz işimize bakalım; 

Homeros "Odysseia":Şarap rengi denizde yelken açmak, diğer dillerdeki insanlara doğru


(*) ONUR, TDK Sözlük; kişinin kendi varlığına, kendi kişiliğine karşı beslediği saygı, insanı insan yapan iç değer.

  

< >

Almanya 2

Bu yayın da Berlin-Bad Homburg-Idstein şehirlerinde olacağız. 

Yine de her zamanki gibi sokuşturmalarım olacak elbet. 

Zira en nihayetin de sokuşturmak hayatımızın önemli bir parçası ! 😁

Bir tema ögesi olarak Trump'ı ele alalım.

İnsanlar onu seçti(Ya da insanlara kendini seçtirtti), böylelikleseçim kelimesinin kullanılmış olması adı geçenin Demokratik ölçülere göre Demokrat olduğunu göstermekte midir?

Tüm söylemleri ve uygulamaları tümü ile Demokrasi karşıtlığının ispatı durumundadır.

Bizler asırlar boyu "iyi" sözcüğünü "kötü" karşıtı olarak kullanmaz mıyız? 

Evet, öyle yaparız.

Günümüz de farklı azınlık görüşler olsa dahi Demokrasinin en iyi yönetim biçimi olduğu görüşü hakim görüş müdür? Evet.

Aksine davranış iyi olmadığına göre, o halde  "kötü" bir davranıştır diyebilirmiyiz? Evet.

Bu çeşit davranış sahiplerini yönetime getirenler ve yönetim de tutmaya devam edenler ya da yönetim de olmasını hiç istemedikleri halde susanlar ve üçmaymun'u oynayanlar nasıl nitelendirilmeli dir? KÖTÜ !

Aslında yeryüzünün çoğunluğundaki yönetsel uygulamalar yukarıda örneğini verdiğim uygulamalar ile büyükj benzerlikler taşımaktadır, görmekte, bilmekteyiz.

O taktir de hemen, daha bir özete yönelelim;

İnsan denen varlık aslında kötü dür!  

Ve bu sonuca varmak öyle çok da zor bir  şey değil elbette.

Sosyal Media ya bakın. Her türlü soygun-hırsızlık-darp-taciz-kadın cinayetleri-talan-din bezirganlığı-adaletsizlik-ırkçlık-ve yüzlerce KÖTÜ olarak bilinen uygulamaların dışında görülen, duyulan iyi bir şey mevcut mu?

Bunlara ses çıkaran "nolamaz" diyen kitle ise sadece AZINLIK.

NOKTA

Ben yine gezmece takılayım ve de azıcık daha başım dönsün! 


👉




< >

Almanya 1

Almanca bir sözcük, ilginç bir ifade; "Fernweh". 
Tam karşılığı yok. 
Bilmediğin, görmediğin, uzak bir yere gitmeye karşı duyulan özlem/hasret veya varlığı bilinmeyen yere karşı hissedilen tutku en yakın tarif belki.  

Türkçe de karşılığı yok. Olması da şaşırtır idi zira "hasret" ya da özlem; "Ayrı kalınan veya elden kaçırılan bir şeye karşı duyulan istek, tekrar görme ve kavuşma arzusu, özleyiş, özlem, iştiyak " olarak tanımlanıyor ve ifadenin ilginç oluş nedeni de bu.

Bu kez Almanya da dolaşıyoruz.

Almanya seyahatlerine ait fotograflar gruplar halinde yayınlanacağından ülke adının yanına numara ekledim.
***
Araya bir sokuşturma😊
Tarihesl olarak, insan öncesi ve, iki ayak üzerinde yürüyen en eski ataların varlığının,11 milyon yıl önce Almanya olduğu iddia ediliyor.(https://tr.wikipedia.org/wiki/Almanya_tarihi)

ilk olarak Roma İmparatorluğu döneminde Cermenlerin devlet kurmalarıyla başlayıp Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu dönemiyle 1806 yılına kadar devam ediyor.
Daha fazla bilgi yukarıda ki link ten edilinebilir.
***
Vatan ile ilgili bolca sosyosavurmalar okuyorum. Şu şiir aklıma geldi;
"Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz,
ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası,
Amerikan donanması, topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
NAZIM HİKMET RAN"

Ya da,

"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır." demiş Mithat Cemal Kuntay

Bence biraz başka türlü azizim. 
Vatanı vatan yapan üzerinde yaşayanlardır. Eğer sağ iseniz, yaşıyor iseniz vatan mevcuttur. Yani herhangi bir din inancı gibi yaklaşılması kandırmacadır. Durumun asıl ögesi itiraf edilmeyen "menfaat"tir, gerisi palavra !

Ve bu gerçeği herzaman en iyi anlamış olanlar bize hizmet etsin diye seçtiklerimiz olmuştur. 
Ve bizlere hizmet etsin diye seçtiklerimizin bize söylediklerti yalanlar adına çoğu kez öldük, kalanlarımız da "gık"ı nı çıkarmadan idare-i maslahat etti, ediyor!
***
Bir sokuşturma daha yapayım;

Bir sosyosavurmacı şöyle tweet lemiş bir başkasına cevaben;
"önce Türkçe öğrenseniz iyi olurmuş. "sponse etmek" diye bir deyim ya da eylem yok. bi de değil "bir de" olması gerekir"

Bu tenkidin sahibi yazılanın kasdını anlamış. Teknik açıdan itirazı var 😄
Bir an düşündüm.
Önemli olan hangisi ?
İfadenin anlaşılması mı ? Yoksa kullanılan teknik mi?

Mesela, duman ile haberleşmeye ne dersiniz?  😓😏😁
***
En iyisi, gezmeye devam,

Hadi başlayalım.....           👉                                          







< >