Global / Demokratik - Sol liberteryenizm



"Mutlak doğrulara inandığımız anda, alternatiflerin kapısını kilitliyoruz." dedi birisi.
Yanlış mı ? Doğru !
 
"Türk-Kürt-Arap-Çerkes GEÇİN bunları!
Irkçılık bir AKIL hastalığıdır. Sizlerin IRK  diye bahsettiğiniz şeyler MAX 2-3 bin yıl önce kümeleşen insan gruplarından ibaret!" dedi öteki, yanlış mı ? Doğru !
 
Keza;

Irkçılık bir AKIL HASTALIĞIDIR...GENETİK Biliminden bi-haber olmaktır." diyen de var ki, yine DOĞRU !

Vede,

"İsminiz ne ?
-İsmim (....)
-Nerelisiniz ?
-Ben İsveçliyim.
-Irkınızla, İsveçli olmaktan gurur duyuyormusun ?
-Bilmiyorum, Benim için "ırkınla gurur duymak" garip bir şey. Senin seçmediğin bir şey sonuçta. Gurur duyduğum şey güçlü Demokratik, adil ve eşitlikçi bir toplumun bir parçası olmak ama, ben buna İsveçlilik demezdim. Ben buna İnsanlık derim.
Ama yine de bir bakıma  gururluyum sanırım. Ama bir milliyetten duyulan gururun nereden geleceğini gerçekten bilmiyorum. Eğer İnsan hakları ihlallerini bildiğimiz kötü bir sicili olan ülkenin vatandaşı olsaydım, baskının ve şiddetin ne olduğunu biliyor olacaktım. O zaman tüm bunlara karşı olmaktan belli bir gurur duyduğumu söylemelimiyim ? Ama bu durumda gururun uyruk ile bağlantısı nereden geliyor ?"

Evet, nereden ? 😂

Yukarıdaki ifadeler için bazı terimleri, tarifleyelim;

KÜLTÜR;
-Toplumların farklılıkları ırk betimlemesi ile değil kültürleri ile oluşur.
  Kültür;  "Bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, alışkanlıkları ve tarzı, düşünce ve sanat varlıklarının tümü" demek.

-"Tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü."

DİL;
Dil birinin başkasını anlamayı/anlaşılmayı sağlayıcı düşünüleni ve duyulanı bildirmek için kelimeler veya işaretlerle yapılan anlaşma sağlayıcı bir iletişim aracıdır.

İtina ile kullanılması halinde SANAT niteliği taşır. Edebiyat, dilin "itina ile", sanatsal işlevi ile kullanıldığı alandır.
Nevar ki, itina ile kullanılması hiçbir zaman bir zorunluluk değildir.

İşlevselliği anlaşılabilme gücü ile orantılıdır. Bu nedenle, farklı kültürlerin kullandığı kelimelerin herhangi bir dil ile birlikte kullanılması anlaşılabilme işlevini yerine getirebiliyor ise, amacı sağlıyor demektir.

Yani; Herhangi bir cümle içinde örneğin  Arapça, İngilizce, Rusça, Türkçe kullanılmış ve muhatabı tarafından anlatılmak istenen anlaşılmış ise amaç hasıl olmuş demektir.

Konuyu vehimsel yaklaşımlar ile ırk lara bağlayarak efsaneler yaratmak, farklılıkları kültürler yerine varsayımsal olarak algılamak ve israr etmek yanlış ve (sakıncalı-çatışma yaratıcı) bir yaklaşımdır.

KİMLİK;
1."toplumsal bir varlık olarak insana özgü olan belirtiler, nitelikler ve özelliklerle, bir kimsenin belirli bir kimse olmasını sağlayan koşulların, onun kişiliğine ilişkin özelliklerin tümü, bir insanın kim olduğu."
2."bir insanın kim olduğunu kanıtlayan belge, kimlik belgesi." (Konumuz bu tarife ilgi duymuyor!)

Kimlik en geniş anlamıyla, bireyin tüm özelliklerini kapsar; hem kişinin kendisini nasıl gördüğü, hem de toplum tarafından nasıl görüldüğü, kimlik kavramıyla ilgili konulardır. Kimlik bir özellik, bir nitelik belirtisidir. Birer özellik, birer nitelik gösteren kimlikler, her şeyden önce ve aynı zamanda farklılıklardır.
Bireyin sosyal ve kültürel gerçekliği içinde kendisine ait kavrayışını ifade eder. Diğer bir deyişle, bireyin kendisini nasıl tanımladığı ve ait olduğu grup aracılığıyla nasıl
şekillendiği gibi unsurlar üzerinden oluşur.
Kimliğin kökü Türkçe'de, "kim" soru kökünden türetilmiş olup aynı şekilde zorunlu bir mensubiyeti (aidiyet), aynı olmayı, tek olmayı, (hangi kişi olmayı) ifade eder.

AİDİYET;
"Aidiyet", bağlanma ve evde olma hissidir. Başkalarınca kabul görme gereksinmesi. İnsanların, aileleriyle, ortak yönleri olan arkadaşlarıyla, benzer eğlence uğraşı (hobisi) olan kişilerle, aynı takımı tutanlarla, aynı dinsel inancı taşıyanlarla ve benzer siyasal görüşü olanlarla bir arada olmak istemelerinin, birlikte zaman geçirmelerinin başlıca nedeni.

Ünlü psikolog Abraham Maslow’a göre, insanın “kendini gerçekleştirme”si için gerekli olan beş temel gereksinmeden biri. Beslenme ve uyku uyuma gibi fizyolojimizle ilgili gereksinmelerimizden ve güvenlik gereksinmemizden hemen sonra gelen gereksinme. 

Aslında bir gruba dahil olmak tüm diğer gereksinmelerin toplamına sahip olmayı mümkün kılmakta!"

KİŞİLİKbireyin sürekli ve ayırt edici davranış örüntülerine katkı yapan psikolojik özelliklerdir. Çünkü bireyin davranışları değişmezlik göstermekte, zamana ve durumlara karşı tutarlığını korumaktadır.

"Kişilik", bir bireyin düşünme, hissetme ve davranış biçimlerini içeren, ona özgü ve diğer bireylerden ayırt edici özellikler bütünüdür. Bireyin hem içsel özelliklerini hem de dış çevreyle kurduğu ilişkileri kapsar.

Yetenek ve özellikleriyle toplumsal yaşamda etkili olan insanı, kendine özgü ve benzersiz bir varlık olarak dile getiren kavramdır.
"En genel anlatımla kişilik, bilinçli bir insanın kendini (ben) benzersiz ve süregen bir özne olarak kavrama işlevini dile getirir. (Wikipedia böyle diyor)"

Kişilik, benzersiz ve süregen olmak (israrlı) aslında ve aynı zaman da ötekinden farklı olmak demektir. 

Farklı olmak bir çatışmanın/kavganın ana nedenidir. Oysa çatışma da olumlulaştırılacak bir olgu olmadığına göre, uzlaşma kavramı ve burada devreye girmesi arzu edilen Demokrasi adlı sistemi anlamaya çalışalım; 

DEMOKRASİ veya "el erki"; halkın yasaları müzakere etme ve yasal düzenlemelere karar verme yetkisine (doğrudan demokrasi) veya bunu yapmak için yönetim görevlilerini seçme yetkisine (temsili demokrasi) sahip olduğu bir yönetim biçimidir.

Demokrasi, Liberter bir görüşü, uygulama merkezine almalıdır. Faşizm ve benzeri görüşlerin etki alanından uzak kalabilmesi böylece mümkün olacaktır.
Zira, Liberteryenizm, bireysel özgürlük ve özgürlüklerin en üst düzeyde korunmasını savunan bir siyasi felsefedir. Devletin gücünün sınırlandırılması ve bireylerin kendi yaşamları üzerinde tam kontrole sahip olması savunulur.

(Tam da bu nokta da, öncelikli olarak, Demokrasi  hak edilmiş midir, ona bakmak gerek. Eğer toplum Demokrasiyi hak etmemiş ise, büyük çoğunluk oyları hurafeler/safsatalar bazlı ise, esasen Demokrasi den bahsetmek komik olacaktır. Bu da gerçek durumu ancak Faşizm olarak tarif eder.
Yine hatırlamakta yarar var, eğer "dağdaki çoban ile benim oyum aynı mı olacak ?" sözünün rahatsız ediciliği var ise şayet o taktir de;" kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir" gibi sözler karşısında "top siz de iken ne yaptınız ?" diye de sormak gerekir

Görev verdiklerinizi suçlama gibi bir KAÇMA ya mı sığındınız yoksa ASİL benim diyerek kolları mı sıvadınız ?
Kolları sıvamadı iseniz, görev yüklediğiniz her kim ise, sizi iyi tanımış kendinizi sandığınız biri olmadığınızı çok iyi bilen biri olmalı diye düşündüğünüz oldumu hiç acaba ?
Ve, bu durumda hangi Demokratik tavrı sergilediniz?

Ve de ah o söz ; "toute nation a le gouvernement qu'elle mérite"-"her millet layık olduğu şekilde yönetilir" ahhhhh ...
Yine tam 12 den ah ! dedirtmez mi ?)

Yine de, biz Tariflere dönelim;

LiİBERTERYENİZM;
"Liberter", liberteryen anlamına gelir. Liberteryenizm, bireysel özgürlük ve özgürlüklerin en üst düzeyde korunmasını savunan bir siyasi felsefedir. Liberteryenler, devletin gücünün sınırlandırılmasını ve bireylerin kendi yaşamları üzerinde tam kontrole sahip olmasını savunurlar. "
Liberteryenizm'in temel prensipleri:
• Bireysel özgürlükHer bireyin kendi yaşamı üzerinde tam kontrol hakkına sahip              olması gerektiği inancı. 
• Sınırlı devlet: Devletin gücünün, bireysel özgürlükleri korumakla sınırlı olması                  gerektiği inancı. 
• Serbest piyasaEkonomik faaliyetlerin devlet müdahalesi olmadan, arz ve talep                yasalarına göre düzenlenmesi gerektiği inancı. 
• Özgürlüklerin korunması: Bireysel hak ve özgürlüklerin devlet tarafından güvence        altına alınması gerektiği inancı. 

Liberteryenizm'in farklı yaklaşımları da mevcut:
• Sağ liberteryenizm: Özel mülkiyet hakları, serbest piyasa ve laissez-faire ekonomisini      savunan liberteryenizm türü. 
• Sol liberteryenizm: (Benim favorim !)
  Bireysel özgürlük ve sosyal adalet ilkelerini birleştiren liberteryenizm türü. 
• Anarko-kapitalizm: Devletin olmadığı, özel mülkiyet ve serbest piyasaya dayalı bir          toplum düzenini savunan liberteryenizm türü. 
• Liberteryen sosyalizm: Devlet mülkiyetini reddeden, ancak özel mülkiyeti de                    sınırlayan, özgürlükçü ve anti-otoriter bir sosyalizm türü. 

Ve

ULUS;
siyasal olarak örgütlenmiş biçimde ve belli bir toprak üzerinde bir arada yaşayan, ekonomik yaşam, dil, tarih, ruhsal yapı ve kültürel özellikler yönünden ortaklık gösteren en geniş insan topluluğu
***
Yavuz Ağıralioğlu da şöyle demiş;
"Devletin hukuka bağlılığının emaresi, temelde “düşünce ve ifade özgürlüğünün” sınırlarını olabildiğince geniş ve herkes için eşit olarak tesis edebilmesidir.
Eleştiriye tahammül gösterebilen, hukuku keyfiyetten uzak tutabilen, herkese ve her düşünceye aynı ölçülerle yaklaşabilen devlet, güçlü devlettir.
Fikirleri suç, eleştiriyi tehdit, muhalif düşüneni şüpheli, itiraz edeni sanık sandalyesinde gören tavır, herkesten önce “güçlü devlet” hedefimize zarar verir.
Devletin vakarını “muhalefet edene parmak sallama” keyfiyetine, “tutup götürme” tehdidine eşitlemekten kaçınmak, devlet ciddiyetinin gereğidir."

Katılmakla beraber "güçlü devlet" yerine "Demokrat devlet" daha uygun olurdu !
***
Ben, insan kötü bir varlıktır demekteyim, uzun süredir.
Çünkü; Yaratılanı severiz yaratandan ötürü "😄, Gelgeleim;
Bitki ya da hayvan keser,öldürür yeriz!, literatürde ki tanım için kullanılan tabir"katil" dir.

Fetih ya da cihad  yaparız. Başkasına ait olana çökeriz !
"Özellikle cihad kelimesi, müslümanların gayri müslimlerden gerçekleştirdikleri toprak kazançlarını tarihte ve günümüzde bilinen diğer istilâ ve sömürü savaşlarından ayırmak amacıyla kullanılmıştır" Kurnazlıktır yani !
Ancak benzer eylemler her millet ve dini inanç mensupları tarafından icra edilmiş ve edilmeye devam edilmektedir."(Bak. Haçlı seferleri !)

Özet ile; gasptır/hırsızlığı meṣru saymaktır !

Sonra da sevgi, merhamet ve alayı arkamızı sıvazlama da kullandığımız, yalanlar üretiriz, farklı eylemlerimizi "iyi" diye nitelendiririz kendimizden menkul !.
Kendimize verdiğimiz isim "insan" dır, yine de 😜

Benim gibi yaşlı bir adam için dahi, (kendi arkamızı hep "en-bi falanız/fişmanız" diye sıvazlayarak, büyümüş ve sonra "hiç bi-fişmanız olmadığımızın" surat'a tokat gibi çarpmışlığını yaşamış biri olarak,,) sindirmek hiç de kolay değil, doğrusu!

Süleyman Demirel'in, Hz. Ömer’e maledilen "Fırat'ın doğusunda bir koyun kaybolsa bunun sorumlusu benim" sözü ile başlayalım.
Bu söz bana göre eksiktir.
Doğrusu; "Yeryüzü'nde herhangi bir coğrafya da  yaşayan herkes sorumludur" olmalıdır.

Sonuç olarak;
İnsanoğlu oluşumuzdan kaynaklı "kötü" niteliğimizi daha bir tahammül edilebilir  duruma dönüştürmenin çözümü şöyle mümkün olabilir mi acep ? 😅  ;

Hatırlayalım,
Yeryüzü kelime anlamı/eş anlamlarıın ; Globe=Dünya=Küre ve benzerleri olduğunu biliyoruz. Üzerinde yaşadığımız Planet Terra nın tümünü işaret etmekte.

TDK ya göre Yerküre; "Üstünde yaşadığımız gök cismi, yer, yer yuvarı  anlamına geliyor.
Dünya kelimesi de Arapça kökenli olup “aşağıda olan” manasına gelmekte. Gezegenimiz Antik Yunan'da Gaia, Roma'da ise Terra olarak adlandırılmış. 

Bu kelimeyi kendilerini tanımlamak için kullananların üretip sahip çıktığı/savunduğu bir felsefe var, Küreselcilik.

Tanımlar şöyle ;

deolojik anlamıyla küreselleşme, gerçekte varolan bir eğilimin, dünyanın ekonomik, sosyal ve kültürel olarak artan etkileşimi ve bütünleşmesi eğiliminin, kapitalistler tarafından, kendi çıkarlarına uygun şekilde çarpıtılarak tek yanlı bir ideoloji haline getirilmesidir."

"Küreselleşme ya da globalleşme, ürünlerin, fikirlerin, kültürlerin ve dünya görüşlerinin alışverişinden doğan bir uluslararası bütünleşme sürecidir. Uzak ile yakın mekanlar arasındaki mesafe gözardı edilerek, ülkelerin ve insanların birbirine yakınlaşması ve birbirleri ile ekonomik ve sosyal etkileşim halinde bulunmaları."

"Küreselleşme, içinde yaşadığımız ekonomik, siyasi, kültürel durumu ifade etmektedir."

"Küreselleşme ya da globalleşme, ürünlerin, fikirlerin, kültürlerin ve dünya görüşlerinin alışverişinden doğan bir uluslararası bütünleşme sürecidir."

"Dünya çapında olmak ya da dönüşmek olarak tanımlanabilecek küreselleşme olgusu, dünyanın bütünleşmesi, farklı toplumsal birimlerin her bakımdan ve özellikle ekonomik politikalar açısından birbirleriyle ilişkilendirilerek dünyanın tek bir pazar haline gelmesidir."

"Küreselleşme dünyanın global bir köy haline gelmesi, zaman ve mekana ilişkin kısıtlamaların azalması, toplumsal ve kültürel benzeşmelerin artması, tepkilerin ortaklaşması olarak açıklanabilir. "

"yerkürenin farklı bölgelerinde yaşayan insan, toplum ve devletler arasındaki iletişim ve etkileşim derecesinin “karşılıklı bağımlılık” kavramı çerçevesinde giderek artması"

"Küreselciliği birden fazla kontekstte ele almak mümkün  olsa da; ulusal ekonomilerin ticaret, yatırım ve finansal akışlar yoluyla küresel pazara entegrasyonuyla, kültürel değerlerin medya ve seyahat yoluyla ulusal sınırların ötesine yayılması, enternasyonal bir şirkette çalışırken Güney Koreli, Lesotholu ve Finlandiyalı arkadaşlarınızla hafta sonu izlediğiniz diziyi konuşmanız veya aynı şarkıcıların konserlerine bilet almanız gibi durumlar, uluslararası ilişkilerdeki liberal kurumsalcılıkla paralellikler taşıyan uygulamaların hepsi özünde birbiri ile ayrılmaz bir bütündür."

Wikipedia ya göre ise;
"Küreselcilik, insanları birbirine yaklaştırmanın, sınırları açmanın, ticareti serbestleştirmenin, ABD ile diğer ülkelerin küresel güvenliği sağlamak için beraber çalışmasını sağlamanın ve ABD’nin diğer ülkeleri desteklemesinin dünyayı daha iyi bir yer yapacağını iddia eden bir ideolojidir. Küreselci" terimi, sağ ve aşırı sağ siyasette aşağılayıcı olarak kullanılmıştır. "

Bir de Global insan deyimi var. O da şöyle tarif ediliyor;
"Kültür bağımlılığını minimize etmiş, kültürünün bütün kötü özelliklerini reddetmiş, diğer kültürlerin hepsine ön yargısız ve benzer yaklaşabilmeyi başarmış bir insan"

Yukarıdaki tarifler den yola çıkarak Küreselcilik hakkında Negatif ne var dersek şu yorumlara rastlıyoruz ;
• "Ekseriyetle içe kapalı rejim destekçilerinin, militaristlerin veya başlarındaki müstebitlerle barışık olan komplocuların sohbetlerine meze olan ve öcü muamelesi gören mefhumdur.
• Kapitalizmi savunan herkes küreselcidir farkında olsa da olmasa da.
• Aslında bir dindir. tanrısı paradır. birden çok peygamberi vardır; küresel sermayedarlar.
• Dünya halkları üzerinde onulmaz yaralar açan acımasız anlayış; savaşlar, darbeler, ekonomik istikrarsızlıklar, adaletsizlik.
• "Globalism denilen şeyin türkçesi. küreselcilik, emperyalizmin 21. yy'daki yeni adı ve formudur. anglosakson kültürünü, dilini, siyasi yapısını ve ekonomik sistemini tüm dünyaya ihraç etmeyi amaçlar ki, kendi öz kimliğinden koparıp asimile ettiği dünya halklarını rahat rahat sömürsün."

Özet ile; Küreselciliğin sanki dünyanın en büyük problemi, hürriyetin önündeki en büyük engelmişçisine büyük ölçü de  ulusalcı veya muhafazakar gruplar tarafından demonize edildiğini söyleyebiliriz.

Kendilerini Demokrat, özgürlükçü olarak tanımlayan bazı ülkelerin tanımı ve ideoloji yi kendileri çıkarına kullanma arzu ve çabalarını gördükçe karşıt söylemlere itibar etmemek olası değil elbette.

Faydaları ile ilgili olarak ise;
Bir görüş birliği olduğunu söylemek mümkündür. 
Sürdürülebilir ekonomik kalkınma, yükselen yaşam standartları, teknolojik ilerleme ve bilginin daha hızlı yayılması, küreselleşmenin en belirgin faydaları arasında sayılmakta.

İşte ütopyamın ZIRT dediği yer tam da burası!

Ben, çoğunluğun sandığı gibi bu planet'in üzerinde yaşayanların (tüm canlıların) bazılarının, diğerlerine kıyasen ayrıcalıklı yaratıldıklarına, ayrıcalıklı haklara sahip olduklarına, inananlar dan değilim.

Doğada iyilik, kötülük, doğruluk, yanlışlık diye tabirler yoktur. Bu tabirler biz Homo Sapienlerin zihin dünyasının ürünüdür. Yeryüzü veya Dünya, üzerinde yaşayan tüm türlerin ortak malıdır.Salt bir kişiye, tür'e, zümreye ait olmayıp salt bir kişi, tür ya da zümre tarafından da üzerinde hak  iddia edilemez diye düşünürüm.

Yıllar boyu bana söylenmiş yalanların peşinden gitmeye ise hiç te teşne değilim.
Ve de sorulursa şayet; Peki,  Vatan, Milliyetçilik gibi uğruna "şehit" verilmiş  kavramlar ne olacak ?     
Cevap basit;

Sistem küresel düzeyde  Demokratik Sol liberteryenizm olmalı.
Böylece;
-Üzerinde hak iddiası olmayacağından paylaşım ve/veya buna dayalı tartışma / kavga /       savaş nedeni de olmayacaktır.
-Sınır/Limes gibi bir kavram olamayacağından seyahat kavramı içinde mevcut her tür         sınırlamalar/yükümlülükler  de ortadan kalkmış olacaktır.
-Üstün insan, ayrıcalıklı insan gibi kavramların eşitlik ilkesi ile beraber düşünülmesi           mümkün olamayacağından, tam Demokrasi küresel bir yönetim sistemi olacaktır. Ve de   zaten uğruna ölenler için ise ;
"Ayağa kalk ey ehli vatan!" dediler kalktık. Puştlar oturdu biz ayakta kaldık." diyen Neyzen TEVFİK hatırlanmaz mı ?

Güvenlik sistemi küresel anlam da ve salt polisiye gereklilikler düzeyinde organize edilerek ordu mevhumu tümü ile ortadan kalkmış olacağından, savaş sanatı =Adam öldürme/Yok etme teknolojisi !!! ihtiyacı da olmayacaktır.

-"Biz burayı kanımız la aldık" diyene, "iyi de abicim, senin olmayanı kan akıtarak, adam öldürüp, zor ile neden gasp ettin ?" sorusunu sorma, buna bağlı gelişmiş olan Milliyetçilik, yada İnanç bazlı ötekileştiren, ayrıştırıcı, kin ve kavga yaratıcı tüm kavramlara  ihtiyaç da ortadan kalkmış olacaktır !

Hiroşima da Atom bombası ile  insanların anasını belleyip coğrafyayı nerede ise yeryüzünden silen sonra 9.1 kuvvetinde ki deprem mağdurları için yardım yağdırmak yalancılığı gibi bir ikilemi sergileyen üç kağıtçılığı da literatürden silmenin doğal yöntemi olacaktır.

Ütopik ?
Evet. Kesinlikle !
Çünkü bunu isteyecek bir halk asla olmayacaktır !

Yani;
Küreselci ya da değil, Kavga seks gibi, egoizm gibi, doğuştan var olan bir yanımızdır.Tüm canlılar doğmaya çaba gösterirken den başlayarak (hayata yapışmaya çaba!) tüm sonraki yaşamları boyunca kavga halindedirler. Çoğu zaman "sevmeye" çalışarak, zaman zaman "sevilmeye çalışarak, hep kimliğini başkalarına kendi seçimi yönünde kabul ettirmeye çalışarak kavgalarını sürdürürler.Yani "kavgasız, sevgi dolu" bir ifade aslın da hayal ürünüdür!

Küreselcilik aslında bitmeyen bir kavgadır !
Aynen Milliyetçilik/Liberal/Kapitalist ve tüm diğer izm ler de olduğu gibi, bitmeyen bir debelenme !

Asla Demokrat olamayacaklar kimlerdir dersek;
İnanç sahipleri, Irkçılar, Milliyetçiler, ve de Düşük IQ sahipleri asla Demokrat olamaz !
                                           

Şöyle bitirelim ;

Quote
Anooshirvan Miandji@miandji
Gelişmemiş toplumlarda hızlı zenginleşenler; daha zeki insanlar değildir, daha ahlaksız insanlardır. Unquote

 

Sözü uzun tuttuk. Haydin gezmeye   ➡️


 





< >