Tarihi yerleri gezerken hatırlanması gereken bazı özet bilgiler ve kelime anlamları;
1-Fotografların içerikleri genel olarak; Sanatsal değerlerinin yanında İhtişam sergilemektedir. Bazı ünlüler hayatları boyunca prestijli statülerini ifade etme arzusunu güçlü bir şekilde taşımıştır. Bu ihtiyaç, görüleceği gibi genelde gösterişli bir saray, inanç bazlı yapıtlar(tüm inançlar da bilinenler) da sürdürmekle de iade bulmuştur. Tarihe, sanata ve mimariye olan ilgi, inşaat ve dönüşüm projelerine yansımıştır.
2-Margrave(Erkek için),Margrave'in eşine margravine (Alm., Markgräfin) denir.;
(Almanca, Markgraf, "mark kontu") Kutsal Roma İmparatorluğu'nda mark olarak bilinen savunmasız bölgeleri korumak için atanan vali. Bu alanlar genellikle sınır bölgeleriydi.
Bir margrave, bir krallığın sınır eyaletinde askeri sorumlulukları olan, Orta Çağ'dan kalma kalıtsal bir soyluydu. Sınır eyaletleri, genellikle dışarıdan gelen askeri saldırılara daha fazla maruz kalırdı.
Bir Markgraf veya margrave, başlangıçta bir Orta Çağ sınır eyaleti olan Karolenj markının askeri valisi olarak görev yapıyordu. Bir margrave, unvanından sonra margraviate veya margravate olarak da bilinen bir sınır (Almanca: Mark) üzerinde yetkiye sahipti; Uzak bölgeler, kralların ve prenslerin merkezi krallıkları için büyük öneme sahip olma eğiliminde oldukları ve genellikle iç bölgelere yakın olanlardan daha büyük oldukları için, margraveler genellikle bir krallığın diğer kontlarından önemli ölçüde daha fazla güç elde ederdi. Sınırda oldukları için, bir margrave, tanımı gereği, bir istilaya karşı koyabilmesini sağlayacak silahlı kuvvetler ve tahkimatlar bulundurmak zorundaydı ve bunlar, konumunu kendi hükümdarına karşı daha güçlü ve daha bağımsız kılıyordu. Üstelik, savaşta başarılı olursa, bir Margrave, kendisine saklamayı tercih edeceği önemli miktarda toprak fethedebilir, daha fazla güç ve zenginlik elde edebilir ve bazı durumlarda sonunda kendini bağımsız bir Kral olarak inşa edebilir.Türk devletlerinde sınır kesiminde teşkilâtlanan savaşçı bölüklerin başındaki askerî lideri veya idareciyi tanımlamak üzere kullanılan bu tabir, Osmanlılar’da sınırlarda sürekli akın faaliyetleri yapan ve bulundukları bölgenin yönetimini üstlenen beyleri ifade eder. Bilindiği gibi Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasıyla birlikte Bizans sınır hattında ortaya çıkan Türkmen beylerine tarihî terminolojide uç beyi denmiş, kurulan beyliklere de uç beyliği adı verilmiştir.
3-(Gotik) sanatı 12. yüzyılın ikinci yarısında Romanesk sanatının değişmesiyle, Latin sanatına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. italyanların rönesansda kuzey ortaçağ sanatını tanımlamak için kullandıkları kelimedir. Orta Çağı kapatan, Rönesansı başlatan akımdır. Gotik tarzı, yalnız mimarlıkta tesirli olmayıp; heykelcilik, resim, yazı, süs ve hatta gündelik eşyada da etkili olmuştur.)
4- (Barok) Portekizce düzensiz inci anlamına gelen barroco sözcüğünden türemiştir. güzel sanatlarda şaşırtmayı, görkemi ve göz kamaştırıcılığı yeğleyen bir sanat biçemi; özellikle mimaride, plastik sanatlarda, müzikte bu biçemle yapıtlara rastlanır)
5-(Rokoko), ayrıntılı, süslü ve eğlenceli süslemeler, zarif kıvrımlar, asimetrik tasarımlar ve pastel renkler ile lüks malzemeler kullanılarak aydınlık, zarif ve samimi iç mekanlara odaklanma ile karakterize edilen 18. yüzyıl Avrupa tasarım stilidir. Fransa'da, XIV. Louis döneminin resmi ve anıtsal Barok tarzına karşı daha hafif ve daha sıra dışı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. İç mekan tasarımı, mimari, dekoratif sanatlar, resim ve heykelde görülen bu stilin adı, deniz kabuğu benzeri, kaya işçiliğ süslemelerini ifade eden Fransızca "rocaille" kelimesinden gelmektedir.
5-(Rokoko), ayrıntılı, süslü ve eğlenceli süslemeler, zarif kıvrımlar, asimetrik tasarımlar ve pastel renkler ile lüks malzemeler kullanılarak aydınlık, zarif ve samimi iç mekanlara odaklanma ile karakterize edilen 18. yüzyıl Avrupa tasarım stilidir. Fransa'da, XIV. Louis döneminin resmi ve anıtsal Barok tarzına karşı daha hafif ve daha sıra dışı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. İç mekan tasarımı, mimari, dekoratif sanatlar, resim ve heykelde görülen bu stilin adı, deniz kabuğu benzeri, kaya işçiliğ süslemelerini ifade eden Fransızca "rocaille" kelimesinden gelmektedir.
6- Kalelerde ve diğer üst sınıf evlerde yaşam,
Çok az insanın kendine ait bir yatak odası olurdu. Lordlar ve leydilerin her zaman hizmetçileri olurdu, bu yüzden yatak odaları bile özel olmazdı. Hizmetçilerin, genellikle uykuya ayrılmış odalar değil, sadece gece boyunca başka bir şey için kullanılmayan çeşitli odalarda uyudukları anlaşılıyor.
7-Orta Çağ kaleleri, günümüz kalelerinden ve hatta Naiplik dönemi kalelerinden çok farklıydı. Çok fazla yatak odası yoktu. Çoğu durumda tek bir yatak odası vardı ve bu, soylu ailenin misafirlerini ağırlayabileceği, banyo yapabileceği, işlerini görebileceği ve kalenin karmaşasından uzaklaşabileceği bir güneş odası olarak da kullanılabilirdi. Güneş odasında, yatakları sadece uyumak ve *ve şeyler 😉* için değil, aynı zamanda bir oturma yeri olarak da kullanılırdı. Soylu ve din adamlarının yatağı çok kısa olurdu. "Tur rehberi bize, batıl inançlar nedeniyle (Düz yatıldığında ruhlartının bedenlerinden kaçacağı ve yatmanın ölülerin pozisyonu olduğunu) bu yüzden yatakta oturarak uyuduklarını, anlattı". (Aynen Viking ler gibi. Onlarda sırtlarını duvara yaslayarak, oturarak uyuyorlardı)
8-Manastırlar için daha iyi kanıtlar mevcut, ancak Orta Çağ'daki manastır uygulamalarının çeşitliliğini de kabul etmek gerek. İlk Sistersiyenler(*) neredeyse kesinlikle açık yatakhanelerde uyurlardı, çünkü bireyselleştirilmiş uyku alanlarını çevreleyen duvarlar yasaktı. Kartuziyenler(**) ise hayatlarını neredeyse tamamen yalnız yaşıyorlardı ve kesinlikle yalnız uyuyorlardı.
Manastırlarda, rahiplerin genellikle üzerinde uyuyacakları bir tür "şilte" bulunan küçük bir hücreleri olurdu, ancak uyanık zamanlarını diğer rahiplerle ortak alanlarda, ya şapelde ibadet ederek ya da ev işleri yaparak geçirirlerdi.
(**)Kartezyen felsefe, ünlü fransız filozof descartes‘ın kendine özgü olarak geliştirdiği bir bilgi felsefesi görüşüdür.
9-Çiftçiler genellikle bir kulübede yaşar, genellikle de hayvanlarıyla paylaşırlardı(eğer hayvan sahibi olacak kadar şanslılarsa). Çiftliklerde, insanların odaları paylaşma olasılığı yüksektir, çünkü birçok tipik bina zaten sadece birkaç odadan oluşur, ancak elbette çok fazla çeşitlilik ve muhtemelen daha fazla odası olan ancak yine de 7/24 hizmet verecek yeterli hizmetçisi olmayan bir tür orta sınıf (değirmenciler, demirciler, çiftçiler vb.) vardı.
Çoğu çiftçi aslında Tanrı için çalışır ve işlerine bağlıydı. "Özgür" olanlar bile, ektikleri toprağın sahibi değildi ve yetiştirdikleri ürünün bir yüzdesini Tanrı'ya "kira" olarak vermek zorundaydılar ve genellikle haftanın belirli günlerinde Toprak Sahibi'nin tarlalarında ÇALIŞMAK zorundaydılar.
Görüldüğü gibi... toprak Kral'a AİTTİ. Kral, sadakat yemini eden Lordlara, bu mülk için Kral'a kira ödeyen ve gerektiğinde belirli sayıda asker tahsis eden Lordlar'a mülklerini tahsis ederdi. Lordlar da mülklerinin bir kısmını, üst Lord'a sadakat yemini eden ve ayrıca bu arazinin bedelini hizmet ve mallarla ödeyen küçük Lordlar'a tahsis etmişlerdi. Köylüler, Lord'un topraklarında yaşıyor, ya kendi sanayilerini (örneğin demircilik yaparak) işletiyor ve gelirlerinin bir kısmını kira olarak ödüyor ya da zamanları, ekinleri ve hayvanlarından Lord'a "kira" ödedikten sonra hayatta kalmak için yeterli yiyecek yetiştirip üretmeye çalışıyorlardı. Herhangi bir Dünya düzeninde yönem değişmiyor !
Şeytan, İncil'de Cennet Bahçesi'ndeki yılan, Lucifer, Şeytan, İncillerin ayartıcısı, Leviathan, Beelzebub ve Vahiy Kitabı'ndaki ejderha da dahil olmak üzere birçok başka figürle özdeşleştirilir.
Vahiy Kitabı'nda Şeytan, Başmelek Mikail tarafından yenilmiş ve Cennet'ten atılmış Büyük Kızıl Ejderha olarak görünür.
Vahiy Kitabı, aynı zamanda Kıyamet Kitabı veya Yuhanna Kıyameti olarak da bilinir ve kanonik olarak Yeni Ahit'in son kitabıdır. Yunanca yazılmış olan kitabın adı, metnin ilk kelimesi olan ve "vahiy" veya "açığa çıkarma" anlamına gelen "apocalypse"den türetilmiştir. Vahiy Kitabı, Yeni Ahit kanonundaki tek kıyamet kitabıdır ve Hristiyan eskatolojisinde merkezi bir yere sahiptir.
11-Aşk TanrısıArzu, erotik aşk, çekim ve şefkat tanrısı
Klasik mitolojide "tutkulu arzu" anlamına gelen Aşk Tanrısı, arzu, erotik aşk, çekim ve şefkat tanrısıdır. Genellikle aşk tanrıçası Venüs ve savaş tanrısı Mars'ın oğlu olarak tasvir edilir. Ayrıca "Amor" ("aşk") olarak da bilinir. Yunan mitolojisindeki karşılığı Eros'tur. Eros, Klasik Yunan sanatında genellikle ince kanatlı bir genç olarak tasvir edilse de, Helenistik dönemde giderek tombul bir çocuk olarak tasvir edilmiştir. Bu dönemde ikonografisi, güç kaynağını temsil eden yay ve ok özelliğini kazanmıştır: Aşk Tanrısı'nın okuyla vurulan bir kişi, hatta bir tanrı, kontrol edilemez bir arzuyla doludur. Mitlerde Aşk Tanrısı, çoğunlukla olay örgüsünü harekete geçiren ikincil bir karakterdir. Sadece kendi silahlarıyla yaralandığı ve aşk çilesini yaşadığı Aşk Tanrısı ve Psyche masalında ana karakterdir. Hakkında başka uzun hikâyeler anlatılmasa da, geleneği şiirsel temalar ve "Aşk her şeyi fetheder" ve Aşk Tanrısı'nın misilleme cezası veya işkencesi gibi görsel senaryolar açısından zengindir.
Sanatta Aşk Tanrısı, genellikle Yunan Erotları'nın eşdeğeri olan Amores /əˈmɔːriːz/ (daha sonraki sanat tarihi terminolojisinde İtalyanca amorini) olarak çoklu olarak karşımıza çıkar. Aşk Tanrıları, hem Roma sanatında hem de klasik geleneğin sonraki Batı sanatında sık görülen bir motiftir. 15. yüzyılda Aşk Tanrısı ikonografisi, putto'dan ayırt edilemez hale gelmeye başlar.
Aşk Tanrısı, Hristiyan etkisi altındayken, genellikle Göksel ve Dünyevi aşk olmak üzere ikili bir doğaya sahip olduğu Orta Çağ'da popüler bir figür olmaya devam etti. Rönesans'ta, klasik felsefeye olan yenilenen ilgi, ona karmaşık alegorik anlamlar kazandırdı. Çağdaş popüler kültürde, Aşk Tanrısı, romantik aşkı teşvik etmek için yayını gererken, sıklıkla Sevgililer Günü'nün bir simgesi olarak tasvir edilir. Aşk Tanrısı'nın güçleri, Hinduizm'deki insan sevgisi tanrısı Kamadeva'ya benzer, ancak aynı değildir.
Hermitage Fransızca "münzevi" anlamına gelen hermite kelimesinden türemiştir; toplumdan uzakta, yalnız yaşayan kişi anlamına gelir. Hermitage, bir münzevinin yaşadığı yeri veya yalnızlığı tercih eden izole bir dini grubun yaşadığı bir konutu tanımlayabilir.
Ve, DEVAMKEEEEEE.........